Cumartesi , 25 Mayıs 2019

Türkiye’nin Cari Açıkla İmtihanı

2010 yılından itibaren cari açık ürkütücü boyutlara yükseliyor.

 

2011 yılına girildiğinde Türkiye ekonomisi eski bir düşmana tekrar merhaba dedi: Cari açık. Cari açık seviyesinin kriz döneminden çıkış sürecindeki seviyeye geldiği ve bir anda olası bir kriz senaryosunun ana kahramanı olarak hortladığı pekçok ekonomist tarafından defalarca kez dilendirildi. Türkiye ekonomisinin en önemli iki yapısal sorunundan biri olan cari açık artk kronikleşmiş durumda (Diğer sorun işsizlik, kronikleşme konusunda onun için de benzer şeyler söyleyebilirim). Türkiye’nin cari açığıyla ilgili diğer bir enteresan nokta da yorum getirebilme açısından  global ekonomiden ayrılmış durumda olması. Örneğin bir Malezya’da ya da Meksika’da çok fazla sayılabilecek bir cari açık/GSYİH oranı bizim ülkede normal olarak gözükebilir, çünkü korkutucu oranlarla birlikte yaşamaya alışkın bir ülkeyiz.

Cari açığın eninde sonunda Türkiye’nin önüne çıkması aslından beklenen bir şeydi. Türkiye’nin 2001 krizinden sonra uyguladığı para politikaları ise bu açığın kapanmasına hizmet etmiyordu. Enflasyon hedeflemesine geçilerek Türk Lirasının Dolar karşısında aşırı değerli hale gelmesine göz yumuldu. Aynı zaman diliminde uygulanan yüksek faiz ile de cari açığın finansmanının sıcak parayla sağlanmasına çalışıldı. Ekonomi yönetimi iddialı bütçe ve enflasyon hedefleriyle sıcak paranın yanında sabit sermaya yatırımlarını da çekmeyi amaçladı, pekçok özelleştirme yapıldı. Aslında sabit sermaye yatırımlarında da beklenen hedeflere ulaşıldı ancak bu yatırımlar genellikle iç talebe yönelik hizmet sektöründe yapıldı. Bunlar reel sektöre know-how sağlayacak, inovasyona katkı sağlayacak yatırımlar değildi.

Kur politikasıyla cari açık sorunu hafifletilebilir ancak asıl çözüm bence mikro reformlardan geçiyor. Devletin reel sektörü belli bir inovasyon ortaya koyacak ve verimlilik artışı sağlayacak şekilde yeniden dizaynında önemli bir rol alması lazım. Bu konuda son zamanlarda araştırma-geliştirme giderlerinin artıyor olması ve konuyla ilgili TÜBİTAK verileri olumlu emaraler olarak göze çarpıyor.

Kur politikasına geri dönelim. Merkez Bankası hepimizin bildiği gibi geçtiğimiz yıl yeni bir finansal istikrar programı açıkladı. Isınan ekonomi mevduat munzam karşılıkları artırılıp bankaların kredi hacimlerinin daraltılmasıyla soğutulacaktı. Bu durumda spekülatif sermayanin ülkeden çıkış da bekleniyordu, öyle oldu. Birkaç ay sonra ise bugünkü konumuz cari açık ortaya çıktı. Son olarak Merkez Bankası döviz alım ihalesinde alacağı dövizin miktarını düşürdü, belli ki döviz çıkışından rahatsızlar. Merkez Bankasının bu uygulamasının Tobin vergisi işlevi gördüğünü söylemek doğru olur mu bilmiyorum ancak bu uygulamanın sıcak paranın önemli dinamikler arasında yer aldığı ekonomilerde kriz çıkarmaktan başka bir işe yaramadığı geçmişte tecrübe edildi, Tobin vergisini savunanlara bunu hatırlatmak lazım.

Türkiye’nin cari açığınının bu kadar büyük olması sağlayan en önemli kalemlerden biri enerji ithalatı kalemi. Burada da ithalatı kısacak çeşitli çalışmalar var, bunlardan biri nükleer santral projeleri. Eğer Türkiye büyük bir ekonomi olmak istiyorsa mutlaka nükleer devrimi gerçekleştirmeli ki zaten çok geç kaldı. Bununla birlikte dünya enerji piyasasındaki gelişmelere paralel olarak alternatif enerji üretim yöntemleri üzerinde de durulmalı. Mesela şu anda bu yöntemler sadece imaj düzeltmek için yapılıyor. Diğer taraftan ara malı ve sermaye malı ithalatı da dengeyi çok olumsuz etkiliyor. Bu noktada da verimlilik artışı sağlayacak ve uluslararası arenada Türk şirketlerinin rekabet gücünü artırabilecek her türlü önlem büyük önem arz ediyor, fakat bu noktada alınacak kısa vadeli ve sorunları ertelemekten başka bir işe yaramayan önlemler Türkiye’ye mesafe kaydettiremiyor.

Cari açık her zaman Türkiye için bir risk. Bu risk ertelenebiliyor, yer değiştirebiliyor ama asla yok olmuyor. Bu zamana kadar yapılanlar da bu riski minimize etmeyi başaramadı. O zaman bugün, bugüne kadar yapılmayanları ya da eksik yapılanları gözden geçirme günüdür.

Şuna da Göz Atın

Türkiye’nin ve Japonya’nın Tüketim Alışkanlıklarının Karşılaştırılması ve Etkileri / Yazar: Öğr. Gör. Yusuf Bahadır KAVAS

Japon ekonomisi 2. Dünya savaşından çıkmış olmasında rağmen Dünya’nın önde gelen ekonomilerinden birisidir. Kişi başına …

2 yorumlar

  1. Amerikanın QE’lerle dünyaya enflasyon ihraç ettiği bir dünyada cari açık bizim gibi enerji ithal eden gelişmekte olan ülkeler için kaçınılmazdır. Bir sorun bizdeyse 9 sorun amerikadadır. Ancak kağıta dönmesi gereken dolar Merkez Bankasının alımlarıyla, sistemin yıkılmasını kimsenin göze almak istememesiyle ayakta kalmakatadır. Ancak bu daha ne kadar devam eder. Bence bir QE3 bu işe nokta koyar ve başta Çin olmak üzere dünya devletleri artık dolara yeter diyecekler. Dolar cinsinden cari açık bu saatten sonra sorun olmayacaktır. Bol bol dolar cinsinden borçlanın bu gidişle dolar 2. dünya savaşındaki marka dönecek.

  2. benim yaptığım araştırma ve analize göre sorunun 6 sı Amerikada, 2 si Çinde, 2 si de Bizde. Zeynullahcığım!!!!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.