Salı , 14 Temmuz 2020

21 Şubat’tan 21 Temmuz’a

Türkiye ekonomisi tarihinin en derin krizlerinden birini 21 Şubat 2001’de yaşamıştı. Milli Güvenlik Kurulu’nda dönemin cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer‘in Başbakan Bülent Ecevit‘e anayasa kitapçığı fırlattığının ortaya çıkışı zaten gergin olan piyasalarda Türkiye ile soru işaretlerini daha da artırmış ve spekülatif bir sermaye hareketinin kıvılcımı haline gelmişti. Önceden peg edilmiş olan pariteler dalgalanmaya bırakılmış, borsa günü -18% de kapamış ve gecelik faiz oranu %7500’e çıkmıştı. O döneme dair Türkiye’nin bir günde ne kadar fakirleştiğine dair verileri çeşitli kaynaklardan elde edebilirsiniz.

2001’den sonra Türkiye ekonomisi Kemal Derviş ve IMF programlarına bağlı kalarak hızlı bir yükseliş dönemine geçti. 2002 seçimlerinden tek partinin iktidar olması, geçmişte yaşanan koalisyon içi tartışmaların artırdığı siyasi risk algılamasını aşağıya çekti. Aynı dönemde, 2002-06 arasında, tam da Türkiye’nin ihtiyaç duyacağı şekilde ABD önderliğinde global ekonomide bir “bedava para” dönemi yaşanıyordu. Küresel çapta yaşanan bu likitidasyon enjeksiyonu Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu dövize kolayca ulaşmasını sağladı.

Türkiye’de sağlanan bu döngünün uzun vadede yan etkilerinden biri olan cari dengedeki bozulma, Türkiye’nin dış ticarette bir numaralı ihracat alanı olan Avrupa Birliği‘nde patlak veren krizle iyice ortaya çıktı. Yıl 2011 olduğunda da Türkiye’de aşırı tüketimi finanse etmeye başlayan dış denge bozukluğu, beklenenden yüksek büyüme rakamlarıyla birlikte “ısınma” söyleminin ortaya çıkmasına neden oldu ki bunu dile getirenler haksız değildi ancak çeşitli ön yargılar, bu sorunlardan bahsedenleri “faiz lobisi“, “küresel sermaye piyonu” gibi anlamsız etiketlerle yaftaladı.

Geldiğimiz noktada ise ekonomi yönetimi artık var olan büyüme modelinin sürüdürülebilir olmayacağının artık farkında. Hatta buna yönelik önlemleri önceden beri almaktaydılar. Burada bankacılık sektöründe yapılanlar gibi kısa-orta vadeli önlemleri bir kenara bırakıp “mikro reformlar” ve “bireysel emeklilik sistemi” gibi uzun vadede dış ticaret dengesindeki açığı kapatıp tasarufların artmasını sağlayacak önlemlerin yaratacağı sonuçların analize tabi tutulmasından yanayım.

Şunu da söylemek lazım. 21 Şubat 2001’den 21 Temmuz 2011’de değişen çok şey var. Ortaya çıkan “ben demiştim“cilerin pek çoğu kriz senaryosu yazmakta acele ediyorlar. Şahsıma, onların çoğunu, şu anki gözlemlerden elde edilecek endikasyonlardan bahsetmedikleri için yanılıyor addedeceğim, öngörüleri olacakların yanında hafif kalsa bile.

Kendi öngörülerimden bahsedeyim. Eğer bu cari açık yıl sonuna kadar aşağılara çekilmezse “kriz” kelimesinin daha çok telaffuz edildiği bir ülkede yaşıyor olacağız. Bu kriz asla bir günlük şoklarla yaşanacak bir kriz olmayacak -olağanüstü bir durum mesela Suriye’de beklenmedik bir savaş çıkmadıkça- . Ağır ağır gelecek, etkileri de uzun vadede giderilemeyecek. Buradan siyasi iktidarın değişeceği çıkarımını yapmak da hata olmaz.

Bugün gazetelerin çoğunda “Fitch yine Fitchliğini yaptı” başlığını görüp de sinirlenmemek elde değil. 2008 krizinden itibarı en az zedelenerek çıkmış olan kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, bugüne kadar son derece rasyonel çıkarımlarla Türkiye’nin ekonomisi hakkında olumlu raporlar hazırlamış ve uzun bir zaman diliminde not artırımlarına gitmişti.

Kısa bir durum değerlendirmesi yapmak istedim. Türkiye ile ilgili yazıların devamı gelecek.

Şuna da Göz Atın

TÜRKİYE’DE FİNANSAL OKURYAZARLIK GERÇEĞİ VE ALINABİLECEK ÖNLEMLER / Yazar: Öğr.Gör. Yusuf Bahadır KAVAS

Finansal okuryazarlık bireylerin tasarruf ve tüketim dengesini kurabilmeleri, doğru yatırımlara yönelmeleri ve kendi bütçelerini yapabilmeleri …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.