Perşembe , 18 Nisan 2019

Değişen Dünyada IMF’nin Rolü

Uluslararası Para Fonu (IMF) küresel düzeyde faaliyet gösteren çoktaraflı kurumlar arasında en önemlisidir. Kurumun ana fonksiyonları; küresel para birliğini geliştirmek, finansal istikrarı korumak, uluslararası ticareti desteklemek, sürdürülebilir kalkınmayı ve yüksek istihdamı yaygınlaştırmak ve dünya çevresinde fakirliği azaltmaktır. Bu fonksiyonlar gerçekleştirilirken kurum en fazla “gözetim” aracını kullanır.  1944 yılında kurulmuş olan kurum bugün 187 üyeye sahiptir. Kadrosunda onlarca ekonomi doktorasına sahip çalışan bulunduran kurum, bünyesinde yapılan araştırmalarla hem dünya ekonomisine dair gerçekleri ortaya koyar, hem de ekonomi bilimine katkıda bulunur.

IMF Türkiye’de de pek çok tartışmaya sebep olmuş bir kurumdur. Ülkemizde insanlar genel olarak bu kurumu krizlerle özdeşleştirme eğilimindedir ve bu kurumda çalışanların gelişmekte olan ülkelerin zararına sebep olacak ekonomi politikalarını empoze ederek küresel sermaye güçlerine hizmet ettiğini düşünür. IMF bir ülkede genellikle göstergeler bir ekonomik krizi işaret etmeye başladığında ortaya çıkar ve bu krizin giderilmesi için çalışır fakat sonuçta kriz çıkarmak ya da krizi büyütmekle suçlanır hatta IMF ile yapılan anlaşmalar o ülkelerdeki muhalefetler tarafından popülarite kazanmak için kullanılan bir argümandır.

Somut bir örnek vermek gerekirse Türkiye’nin yaşadığı 2000 ve 2001 krizlerinde de IMF suçlu olarak görüldü ancak insanların göremediği bir şey vardı, o da görevdeki hükümetin vizyonsuz hatta popülist politikaları yüzünden bütçe ve ödemeler dengesinin bozulmuş olduğu, aynı zamanda da kamu bankaları yoluyla sağlanan kredilerin (aslında bunlar birer seçim yatırımı idi) oluşturduğu “görev zararlarının” finansal sistemde açtığı gedikti. Devlet eliyle dağıtılan tarım kredilerinin azaltılması ve tam denetiminin yapılmasını isteyen IMF ise adeta bir vampir olarak nitelendirildi. Bu şartlarla kredi sağlayarak Türkiye ekonomisine olan güveni artıran IMF, seçimlerde birbirlerinden daha fazla oy alabilmek uğruna siyasi kaos ortamı yaratan koalisyon hükümeti yüzünden kredi dilimlerini vermekten vazgeçince de fırtına koptu zaten. 2000’lerin batık Türkiye’sini yaratan bu siyasileri ve uzantılarını bugün parlamentoda görmeniz mümkün. Aynı IMF 2008’de de AKP Hükümeti tarafından deyim yerindeyse kullanıldı. Sermaye akımlarında yavaşlamanın ardından olası risklere karşı ekonomik görünümün güçlü kalması için “IMF ile bir anlaşma yapılması” olasılığı hükümet tarafından sürekli kullanıldı (Türkiye’nin bu hareketi IMF ile müzakereler yürüten Macaristan Başbakanının ülkesinin anlaşma yapma konusundaki isteğinin inandırıcılığını artırmak için yaptığı “Biz Türk oyunu oynamıyoruz” açıklamasıyla bir göndermeye maruz kalmıştır). Kısacası diğer bütün ülkelere olduğu IMF, Türkiye’ye de ekonomik danışmanlık hizmeti verip üstüne bir de düşük maliyetli krediler kullandırarak görevini yapmıştır.

Aynı zamanda IMF anti-emperyalizm akımı adı altında katıksız Batı düşmanlığı sergileyen radikal gruplar tarafından küresel ekonomik dengesizliklerin sebebi olarak görülmektedir. Kurulduğu tarihten itibaren incelemeye tabi tuttuğumuzda özellikle küreselleşmenin iyice yayılmaya başladığı 80’lerden sonra ülkeler arasında dengelerin giderek birbirine yaklaştığı görülmektedir (Ne gariptir aynı güruh bu gelişmeyi kapitalizmin sonu olarak görmektedir). Bu açıdan IMF’yi eleştirmek de mantıklı bir sebebe dayanmamaktadır. Maalesef insanlar Dominique Strauss-Kahn‘ın görevden alınmasına sebep olan olay ile ilgili hezeyan dolu komplo teorileri kurarak eski başkanının sosyalist görüşlere sahip olması sebebiyle gelişmekte olan ülkelere kredi kullandırmayarak onlara fayda sağladığını ve bu yüzden de birtakım güçler tarafından görevinden edildiği konusunda şüphe dahi etmemektedirler. Bu kişilerin farkında olmadığı bir gerçek vardır ki o da eski başkanın görevde olduğu süre boyunca gelişmekte olan ülkelerin ticaret fazlasıyla elde ettiği fonların büyüdüğü ve bu ülkelerin, sanayileşmiş ülkelerin kreditörü haline geldiğidir.

IMF eleştirilecek yönlere sahip değil midir? Tabii ki hayır. Ancak eleştirilerin çoğu yüzeysel bakış açılarıyla yapılan yorumlardan ibarettir. Şimdi kendi eleştirilerime geçiyorum.

Financial Times’ta yayınlanan “Europe is wrong to push Strauss-Kahn” adlı makaleye göre ülkelerin giderek artan döviz rezervleri IMF’nin toplam rezervlerinin 20 katına çıktı ve bu durum IMF’nin sözünü dinlenen kurum niteliğini baltalıyor. Bu yazıda daha önce de bahsettiğim ülkeler IMF finansmanına artık daha az gereksinim duyuyor hatta Euro Bölgesi krizi öncesine kadar IMF’nin kredi anlaşması için müzakere yürüttüğü tek ülke Türkiye idi, çoğu insan IMF’nin böyle bir fonksiyonu olduğunu unutmuştu belki de. Aşağıdaki grafikte IMF’nin kullandırdığı kredilerin trendi milyar SDR cinsinden verilmiştir.

IMF’nin eleştirilecek diğer yönü ise günümüzün modern ekonomik yapısına uyum sağlayamaması. Geçmiş yıllar finansal alanında hızlı bir inovasyon süreciydi ancak IMF’nin bu sürece yeterince uyum sağlayıp sağlayamadığı konusundaki belirsizlik her zaman IMF’nin danışmanlık sıfatının sorgulanmasına sebep oldu. Neyse Avrupa ülkelerıne kullandıracakları kredilerde kaldıraç kullanarak finansal sihirbazlıklardan haberdar olduklarını ispatladılar. Fonun diğer bir sorunu ise bütçe açıkları. Rezervlerini yavaş yavaş eritmeye başlayan kurum gelecekte dünya ekonomisinin gereksinimi karşılamakta yetersiz kalabilir.

Diğer bir önemli sorun ise temsiliyet ile ilgili. Eğer IMF var olan yönetim yapısında değişikliğe gitmezse dünya kamuoyunun kurumunda belli ülkelerin çıkarlarına öncelik verdiği ön yargısı pek de değişmeyecek. Her ne kadar empoze ettiği politikaları eleştirmeyi anlamsız bulsam da şu anki yönetim yapısıyla IMF’nin demokrasiyi pek de özümsemiş olduğu söylenemez. Örneğin 10 milyon nüfusa sahip Belçika %1,86 oy oranına sahip iken dünyanın en kalabalık ülkesi Çin %3,82, dünyanın en büyük altıncı ekonomisi Brezilya %1,72 oy oranına sahip. Merak edenler için aşağıda ülkelerin oy oranlarını gösteren tablo mevcut.


Şuna da Göz Atın

Türkiye’nin ve Japonya’nın Tüketim Alışkanlıklarının Karşılaştırılması ve Etkileri / Yazar: Öğr. Gör. Yusuf Bahadır KAVAS

Japon ekonomisi 2. Dünya savaşından çıkmış olmasında rağmen Dünya’nın önde gelen ekonomilerinden birisidir. Kişi başına …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.