Pazar , 27 Eylül 2020

Bankaların Aktif Büyüklükleri

2010 Kasım ayında Koç Üniversitesi ve TÜSİAD işbirliğinde kurulan Ekonomik Araştırmalar Forumu‘nun bir toplantısına katılmıştım. Toplantıda konuşmacılardan biri o dönem Merkez Bankası Başkanı olan Durmuş Yılmaz‘dı. Şimdi geriye dönüp baktığımda sanırım deneysel para politikasının tanıtımı amacıyla yapılmış bir turnenin İstanbul ayağını gerçekleştiriyordu. Toplantının diğer bir konuşmacısı da Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu Başkanı Tevfik Bilgin‘di. Bankaların bütün zor şartlar altında ulaştığı karlılık rasyolarından ve sektör büyüklüğünden gururla bahsediyordu.

Yukarıdaki grafikleri Türkiye Bankalar Birliği‘nin sektöre yönelik hazırladığı 2007-11 yılları arasını kapsayan rapora ait. Bahsettiğim konuşmada Tevfik Bilgin‘in hedeflediği gibi 1 milyar TL’lik toplam aktif büyüklüğü 2011 yılında ulaştık hatta 1,2 milyar TL’ye yaklaştık. Ancak bankalarımız aktiflerini dolar bazında kurdaki dalgalanma yüzünden büyütemediler. Yabancı bir yatırımcının gözünden baktığımızda bankaların 2011 yılında yerinde saymış gibi gözüküyorlar, tabi yıllık mali tabloların gelmesi ve karlılık oranlarının da bilinmesi gerekir bunun için. Yabancı yatırımcının tavrı ise zaten banka kağıtlarındaki net satışlar ile ortada zaten.

Bankaların aktif büyüklük toplamlarının milli gelire oranının ise %90’ı geçtiğini görüyoruz yani ekonomi kendisi kadar büyük bir bankacılık sistemine sahip. Türkiye’de yerleşik olan ekonomi konusunda muhafazakar görüşe sahip kesim -bu grubu ülkenin yıllar içinde yaptığı borçlanmaları üst üste yazıp toplayarak ekonominin kötüye gittiğini iddia etmesinden de biliyoruz- bu oranı ürkütücü bulacaktır ancak gelişmiş ülkelerle kıyasladığımızda Türkiye’de bankacılık sektörü hala küçük, özellikle finans merkezi olma gibi bir hedef güdülmüşken. Zira çoğu ülkede bankacılık sektörünün toplam büyüklüğünün ülke ekonomilerinin 10-15 katına ulaştığını görüyoruz. BDDK’nın ihtiyatlı politikalarının da bunda etkisi olduğunu unutmayalım. Diğer bir dikkat çekmek istediğim nokta ise geçmişte daha da küçük olan finansal kesimdeki sorunların 2001’de yarattığı kriz, ülke ekonomisinin o dönem ne kadar kırılgan olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor.

Aşağıda ise oldukça ilgi çekici bir grafik mevcut. Yabancı bankaların toplam varlıklarının kendi ekonomilerine oranının ne olduğu verilmiş. Özellikle UBS‘in İsviçre ekonomisinin %380’i kadar büyüklüğe erişmiş olması bankanın ülke ekonomisi açısından önemini anlamak için yeterli. Bu banka 2007 yılında 10 milyar dolar zarar açıkladığında Singapur’a ait bir kamu yatırım fonu olan GIC‘ye hisse satışı yapmak zorunda kalmıştı. Diğer bir İsviçre bankası Credit Suisse ülke ekonomisinin %218’i kadar büyük iken, Belçikalı Dexia %180, dünyanın en büyük ekonomilerinden Fransa’da BNP Paribas %101’lik bir orana sahip. Bu saptamalardan sonra varmaya çalıştığım nokta ise geçmiş bazı gelişmekte olan ülkelerin finansal kurumları kamulaştırarak krizden çıkmalarını sağlayan yolun Avrupa tarafından denenemeyeceği ancak maalesef bazı tecrübeli ekonomistlerin bu fikri dillendirdiğini okuyor ve izliyoruz, bu da üzüntü verici.

Önümüzdeki yazıda yerli bankaların 2012 yılına dair performanslarına yönelik bir analizlerimi paylaşmayı umuyorum.

Şuna da Göz Atın

TÜRKİYE’DE FİNANSAL OKURYAZARLIK GERÇEĞİ VE ALINABİLECEK ÖNLEMLER / Yazar: Öğr.Gör. Yusuf Bahadır KAVAS

Finansal okuryazarlık bireylerin tasarruf ve tüketim dengesini kurabilmeleri, doğru yatırımlara yönelmeleri ve kendi bütçelerini yapabilmeleri …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.