Salı , 20 Ekim 2020

2012: Bir Avrupa Destanı

2011 yılının mirası olarak Avrupa’yı konuşmaya bu yıl da devam ediyoruz. Bilim adamları yaptıkları araştırmalar her yeni yılın aslında üçüncü haftada itibaren başlandığını, yeni yılların ilk iki haftalarının optimizm ile geçirildikten sonra sorunları ile birlikte yeni yılın üçüncü haftada başladığını ortaya koyuyormuş (Kaynak: Finans Cafe, CNBC-e). Avrupa açısından da yeni yıl tam ikinci haftanın sonunda 13. Cuma ile birlikte başladı. Akşam saatlerinde hep birlikte Standard&Poor’s tarafında 9 Euro ülkesinin notunun düşürüldüğüne şahit olduk.

 Hem Avrupa’nın hem de dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olan Fransa’nın AAA olan notu AA+’ya düşürülmüş, görünümü negatife çevrilmişti. 2012 ya da 2013’te ülkenin notunun bir kez daha kırılması ihtimali üçte bir olarak gösteriliyor. Böylelikle FrAAAnsa‘ya veda etmiş oluyorduk. Ardından da bekleyeceğiniz üzere Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve ülkenin diğer ekonomi kurmaylarından ekonomiyle ilgili milliyetçilik kokan ve aslında gülünçlükten öteye gidemeyen yorumlar geldi (Bu açıklamalar yeni bir Merkel-Sarkoz-Monti görüşmesine iptal ettirdi). S&P raporunda düşen iç talebe vurgu yaparak işsizlik korkusu yaşayan halkın tüketici güven endeksini düşüreceğini ve sadece mali sıkılaştırma üzerine kurulmuş reformların tehdit oluşturduğunu belirtiyordu.

Fransa dışında Avusturya, Malta, Slovenya ve Slovakya notu birer kademe indirilen diğer ülkelerdi. Notu iki kademe indirilen ülkeler ise İtalya, İspanya, Portekiz ve Kıbrıs Rum Kesimi idi. Buna göre Portekiz ve Rum tahvilleri “çöp” olarak nitelendirilirken, İtalya’nın notu BBB+’ya çekilerek Kazakistan ile aynı seviyeye getiriliyordu.

S&P’nin Avrupa’nın kurtarma planına yönelik eleştirilerinden bir benzeri ECB’den, Jörg Asmussen’den geliyordu. Ekonomik daralma yaşayabilme ihtimaline karşın Avrupa ülkelerinin kabul ettikleri kemer sıkma önlemlerinde gevşemeye gidilebilmesi öngören bu açıklamalar birliğin çözülmesi için bir B planı olarak görüldü.

Hatırlanacağı üzere 21 Aralık 2011’de ECB 3 yıl vadeli bir kredi verme operasyonuyla (LTRO – Long-Tern Refinancing Operation) sisteme likidite enjekte etmiş ve hem piyasaları hem de bankaları bir nebze olsun rahatlamıştı. Olağandışı bir vadeyle yapılan işlemde sisteme verilen fonun toplamı 498 milyar euro idi ve bu fonun kullanma maliyeti %1’di. Tabi bu fonun yüksek oranlardan borçlanmaya başlayan Avrupa ülkelerinin kullanması için bankalar aracılığıyla ECB tarafından iletildiği her analistin üzerinden uzlaştığı bir konuydu. Ancak o günden beri bankaların ECB’deki mevduatlarının toplam 228 milyar euro attığı bugün gelmesi Avrupa’lı liderlerin, özellikle Nicolas Sarkozy’nin hayallerinin suya düşmesine sebep oldu ki zaten ECB’nin son LTRO’daki kullandığı fonun 210 milyar euro’su bankalar tarafından borç çevirme için kullanılmıştı.

Bu gelişmeler sürerken İsviçre Bankası UBS hazırladığı makro strateji raporunda merkez bankalarının güvenilirliğini sorguladı. UBS’in raporuna girmeden önce her okurun yazıyı anlaması için birkaç teorik bilgiye başvurmakta yarar var. Merkez Bankaları bağımsız konumları gereği devlet harcamalarını fonlamazlar, bu amaçla da birincil piyasadan devlet iç borçlanma senetlerini bilançolarına almazlar, yani diğer bir değişle hazine bonosu ve devlet tahvili ihalelerine girerek devlete fon kullandırmazlar. Böylelikle devletin harcamalarında popülizme kaymasının önüne geçilmiş olur, aksi takdirde orta-uzun vadede enflasyon ve faiz oranları yükselmektedir. İsviçre Bankası da özellikle Fed ve İngiltere Merkez Bankası’nın son dönemdeki operasyonları ile devletin elinde “toxic” varlıkları almasının güvenilirliği zedelediğini düşünüyor. Bu arada yukarıda paragrafta belirttiğim üzere ECB’nin de örtülü bir şekilde Avrupa devletlerine operasyonu hayalkırıklığına dönüştü (Bu arada 29 Şubat için bir LTRO ihtimali de yazılıp çiziliyor).

Bu kadar belirsizlik ve yönetişim kusurundan sonra birliğin para birimi Euro’dan bahsetmek gerek. Altının onsu 1.300 euro’luk kritik sınıra geldi ve bu seviyelerde kalırsa Euro’daki değer kaybının hızlanmaya başladığını görebiliriz.

Bu yıl Avrupa’yı daha çok konuşacağız.

Şuna da Göz Atın

TÜRKİYE’DE FİNANSAL OKURYAZARLIK GERÇEĞİ VE ALINABİLECEK ÖNLEMLER / Yazar: Öğr.Gör. Yusuf Bahadır KAVAS

Finansal okuryazarlık bireylerin tasarruf ve tüketim dengesini kurabilmeleri, doğru yatırımlara yönelmeleri ve kendi bütçelerini yapabilmeleri …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.