Pazartesi , 28 Eylül 2020

Türk Bankacılık Sektörü

Geçtiğimiz yazıda ülkemizde ve dünyada bankacılık sektörünün varlık büyüklüklerini irdelemiştik ve genel bir kıyaslama yapmıştık. Bu yazıda da BDDK, TCMB ve aracı kurum raporlarından faydalanarak bankacılık sektörünün 2012 yılındaki performansı hakkında ipuçları edinmeye çalışacağız.

Sektörün konsolide bilançosundan ve birer risk göstergesi olan rasyolardan genel bir görünüm elde etmek mümkün. 2011 Eylül ayına kadar bankaların aktif büyüklüğü açısından pozitif bir trende sahip olduğunu görüyoruz. Her ne kadar toplam aktif büyüklük ile ülke milli geliri oranlarını kıyasladığımızda gelişmiş ülkenin gerisinde kalsak da mevcut küresel konjonktürde yakalanan büyüme ivmesi sektörün gücünü ortaya koyuyor. Sağlamlık göstergelerinde banakların sermaye yeterlilik rasyolarında bir yıldan beri açık bir gerileme gözlemiyoruz.

Merkez Bankasının belirsizlik yaratan faiz kararları sonrasında bankaları kredi-mevduat faiz oranı farkı aralığının %4,3’e yükselmiş olması sektör ile ilgili dikkat çekici bir veri.  Bu durum bankaların net faiz gelirleri ile giderleri arasındaki farkı artırıyor ve karlılığa pozitif katkı sağlıyor. İyi bir net faiz marjına erişen bankalar geçtiğimiz aylarda daha çok yaptıklar trading’ten zarar ettiler, diğer bir deyişle fon yöneticilerimiz başarılı değildi. Buradan doğan zarar 213 milyon TL. Kasım ayı sonunda bankalar 2010 yılın aynı ayına göre %4 arttı.

2011 yılı boyunca bankacılık sektöründe kredi büyümesi %31 olarak gerçekleşti Bu kredi büyümesinin cari açığın sebeplerinden biri olarak gören Merkez Bankası söz konusu büyümeyi önce zorunlu munzam karşılıklarını artırma yoluyla engellemeye çalıştı. Bu yöntemle birlikte bankalar topladıkları mevduatın daha büyük bir kısmını Merkez Bankası’ndaki hesaplarında rezerv olarak tutmak zorunda kaldı ve kullandırdıkları krediler ile birlikte sektörün yaratacağı kaydi para daraltılmaya çalışıldı. Merkez Bankası’nın bu politika ile amaçladığına ulaştığını söylemek zor, zira bu yıl kredi büyümesi %31 oranında. Geçmişte Türkiye’nin yüksek büyüme potansiyelini görüp bunun finansmanını sağlamak için  yatırımlarını hızlandıran yabancı bankaların ne kadar haklı olduğunu da görüyoruz ayrıca. Bu yıl yavaşlaması beklenen ekonomik aktivite ile birlikte kredi piyasasında daralma yaşanacağını sözlerimize ekleyelim ancak bankaların bu yıla ait performansı da unutulmamalı.

MSCI Küresel Bankacılık Endeksi ile İMKB Bankacılık Endeksi’ni karşılaştırdığımızda ise Türk ekonomisinin 2008’de yaşanan krizden hızlı bir şekilde çıkacağına dair beklentilerin yukarı yönlü hareketlerin temelini oluşturduğunu görüyoruz. 2008’de Lehman Brothers’ın iflası ile başlayıp Euro Bölgesi ülkelerinin bütçe dengesizlikleriyle devam eden süreçte MSCI Bankacılık Endeksi’nin uzun bir vadede herhangi bir düzeltme hareketi yapamadığını görüyoruz ki 2007 başından beri endeks %50’nin üzerinde kayıp yaşamış durumda. İMKB Bankacılık Endeksi’nde ise 2010 Kasım ayında %100’lük getiri seviyesine ulaşarak zirve yapan endeks Euro Bölgesi’nde risklerin belirginleşmesinin oluşturduğu tehditle değer kaybetmeye başladı.

Sonuç olarak; Türkiye ekonomisinin Avrupa tarafındaki krizden etkilenmesine bağlı olarak yaşayacağı inişin yumuşaklığı ve sertliği performansı üzerinde birinci derecede etkili olacak. Aracı kurum raporlarından ise Al Baraka, Bank Asya ve Halkbank hisselerinin de “al” önerileriyle ön planda olduğunu söyleyerek sözlerimizi noktalayalım.

Şuna da Göz Atın

TÜRKİYE’DE FİNANSAL OKURYAZARLIK GERÇEĞİ VE ALINABİLECEK ÖNLEMLER / Yazar: Öğr.Gör. Yusuf Bahadır KAVAS

Finansal okuryazarlık bireylerin tasarruf ve tüketim dengesini kurabilmeleri, doğru yatırımlara yönelmeleri ve kendi bütçelerini yapabilmeleri …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.