Pazar , 17 Kasım 2019

2011 Ardından Türkiye Ekonomisi

2011’e dair verilerden en önemlisinin gelmesinin ardında bir yılı değerlendirebilmeye başlayabiliyoruz. Tabi bir çeyreğe ait büyüme rakamının da 4 ay sonra gelmesi ekonomik araştırmalar yapan kişiler açısından önemli bir sorun.

Resmi verilere göre Türkiye 2011 yılında %8.5 büyüdü ve bu oranla Çin’den sonra en hızlı büyüyen ikinci ekonomi oldu. Kişi başına düşen milli gelir 17 bin lira üstünde, dolar karşılığı ise 10.400 civarı. 2010 yılı büyüme rakamı %9’dan %9.2’ye revize edildi. Genellikle geçmiş büyüme rakamlarının aşağı doğru revize edilmesini son döneme ait verilerin yükseltilmesini sağladığı görüşünde olanlara gerçeği bir demek çiçekle söylemek lazım. Gelirimiz böyle artmaya devam ederse de TÜİK verilerini sorgulayanların tedavi masraflarını karşılayabilecek düzeye gelirim sanırım.

2012’ye girerken Türkiye ekonomisinin temel politikası zemine yapılacak yumuşak bir inişti. Son çeyreğe ait büyüme oranı geçmiş çeyreklerdeki yüksek büyümenin sağladığı baz etkilerden kurtularak yavaşça düşmeye başlıyor. Sanayi üretimi endeksi de PMI da aynı senaryoyu destekliyor. Bütün bunlar olurken bir sevindirici gelişme de düşen işsizlikte yaşanıyor ki Merkez Bankası tahminlerine göre işsizlikle kuvvetli bir düşüş eğilimi başgösteriyorlar bu aylarda, veriyi alınca onu da yorumlarız.

İşsizlik gibi yapısal bir sorun için çözüm umutları giderek artıyorken diğer bir yapısal hatta efsanevi hale gelmiş olan sorunumuz can sıkmaya devam ediyor, o da cari açık. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan bugün yaptığı açıklamada yükselen petrol fiyatlarının ülke ekonomisine maliyetinin 65 milyar doları bulabileceğini söylüyor. Açıkçası ECB’nin LTROları olmasaydı dış finansman gereksinimini nasıl karşılayacağımız büyük bir soru işareti olmak ile birlikte aslında bu operasyonların Brent petrol fiyatlarını artıran önemli etmenlerden biri olduğunu da söylememiz gerekir. Zira şu dönem, Brent petrolün varilinin fiyatının kendisinden daha kaliteli WTI (Amerikan) petrolünün varilinin fiyatını aştığı bir dönem, daha önceki bir yazıda bundan bahsetmiştik.

Yabancı bankalardan yeni gelen raporlarda özellikle son dönemlerde bütçede görülen bozulma eğilimine dikkat çekiliyordu. Merkez yönetimin yükselen enerji maliyetini kompanse edebilmek için bütçe disiplininden ödün vermesinden korkuluyordu ki yepyeni zam haberleri geldi. Doğalgaz ve elektriğe yapılan zamlar daha konuşulmaya devam edecek ancak hem kurdaki değerlenme, hem de yükselen fiyatların toplam maliyete sinerjik bir negatif etki yaptığı gerçek. Sonuç ise ülke ekonomisinin bir de enflasyon sorunuyla yüzleşmek zorunda kalması.

Enflasyon yılın son iki ayında çift haneli rakamlara ulaştı ki yıllar boyunca hiperenflasyon ile yaşamış toplumumuz için bu önemli bir sendrom. Hem enerji, hem de taşıma maliyetlerinde ard arda gelen zamlarla korkuların derinleşmesi muhtemel. Açıkçası bütçe disiplininden taviz verip Türk Lirası’nın da değerini tehlikeye atmak ve enflasyonu daha da körüklemek zaten Hükümetin göze alabileceği bir şey değildi ki yerel seçimlere de bir yıl kaldı.

Sonuç olarak vari açık temelli sorunlar yüzünden neresine yama yapsanız bir tarafı açık kalan, trade-offlarla, paradokslarla kaplı bir ekonomimiz var ancak umutsuz olmak için de bir sebep yok. Yeni bin yıla türlü türlü sorunlarla giren Türkiye ekonomisinin aşamayacağı sorunlar değil bunlar.

Şuna da Göz Atın

Türkiye’nin ve Japonya’nın Tüketim Alışkanlıklarının Karşılaştırılması ve Etkileri / Yazar: Öğr. Gör. Yusuf Bahadır KAVAS

Japon ekonomisi 2. Dünya savaşından çıkmış olmasında rağmen Dünya’nın önde gelen ekonomilerinden birisidir. Kişi başına …

2 yorumlar

  1. Cari açık sorununun iki sebebi var.
    Birincisi enerji ithalatçısı olmamız , ikincisi katma değerli mal üretip yüksek meblada ihracat yapamıyor oluşumuz.

    Eğer akdenizde petrol bulamazsak , kısa vadede bu iki sebebinde çözümü yok.
    Ancak uzun vadede çözülebilirler , nükleer enerji vb.

    • Kesinlikle öyle. Ek olarak, Türkiye “ben neyi iyi yaparım, herkes benden özellikle neyi alır” sorusuna cevap verebilecek yapısal dönüşümü sağlamalı. Ricardo’nun Karşılıklı Üstünlükler Teorisindeki senaryoda mutlaka katma değeri yüksek birkaç ürün ve hizmet üreticisi olarak yerini almalı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.