Çarşamba , 13 Kasım 2019

Çiftçiye Organik Güvence: Tarım Sigortası (Türkiye)

Cumhuriyet tarihimizin ilk yıllarından beridir eğitim müfredatlarımızda, tarım ve çiftçilikle ilgili bol bol güzellemeler yapılmış ve neredeyse bütün köylüler çiftçi statüsüne konularak çiftçiliğin köy hayatının bir parçası olduğu halkımızın zihnine kazınmıştır. Oysaki çiftçilik ayrı bir meslek dalıdır. Özellikle uzak ülkelerde (örn:ABD) gözlemlenen çiftçilik faaliyetleri teknolojik ekipman, profesyonel çiftlik programları ve tarıma elverişli uygun araziler vasıtasıyla bu meslek dalı bizim ülkemizdeki çiftçilik görüntüsünden bariz bir şekilde ayrışmaktadır. Elbette ülkemizde de yer yer profesyonel çiftçilik yapılmaktadır. Ancak bu faaliyetler yurdun dört bir yanına yayılmayıp sadece verimli toprakların ve güçlü sermaye sahiplerinin bölgesinde kalırsa, o zaman yıllarca vurgulanan tarım ülkesi laflarının propagandadan başka bir şeye yaramadığını ve boş bir laf olduğunu itiraf etmeliyiz. İçinde bulunduğumuz bu gün artık ülkemiz tarım ülkesi değil bir hizmet-endüstri aralığında sanayi ülkesi oldurtulmuştur(!). Bu lafı demeseydim eminim birileri bana “hangi yüzyılda yaşadığımı” sorabilirdi.Tamam ağalar beyler Türkiye artık sana-iyi(!) ülkesidir.Hatta fasonculuğu endüstrinin merkezine oturtursak Türkiye endüstrinin  piridir diyebiliriz . 🙂 Neyse biz yine Uygur Devletinden* beridir ata sporumuz olan çiftçiliğe ve onunla ilgili olan konuya dönelim.

Günümüz dünyasında iki şeyin gücüne hayran olmamak mümkün mü? Birisi “Doğa” diğeri “Finansal Piyasalar”. Doğa elbette kendine tahsis edilen sistem içerindeki neden-sonuçlar neticesinde hareketini yapar ve bu esnada ona tabi olan biz canlıları da etkiler. Finansal piyasalar ise “sineğin yağından” dahi üretebildiği türevler ve eksantrik enstrümanlarla ne derece geniş bir ufka sahip olduğunu sergiler.

Zirai faaliyetleri olumsuz etkileyen doğa olaylarının öngörülmesi zordur. Eski çağlarda insanlar tecrübeler ışığında tahmin yapmaya çalışırlardır. Anadoluda insanlar havanın rengine bakarak bir sonraki zaman diliminde meydana gelebilecek hava olaylarını tahminlerdi. Örneğin şu söz pek manidardır. 🙂

Akşam güneşini kızıl görürsen, gününü hoş gör (ertesi gün hava iyi olacak)

Sabah güneşini kızıl görürsen, başını yaş gör (o gün yağmur yağacak)

Bu tahminleme çalışmalarının sonucu, buzullarda mangal yapan bir “Eskimo” yüzünden hüsrana uğrayabilir. Ya da küresel sera gazının etkisiyle bir anda hava trafiği karışıp yağmur yerine dolu düşebilir. Tecrübe bir tahmin ettirir ama koruyamazsa işte o zaman işler kötüye gider. Bu gerçeklerden yola çıkan “akl-ı money” pardon “aklı selimler” Tarım sigortacılığını keşfetmişler.

Bu alanda yapılan bir çalışmada:Doğal afetlere karşı alınacak tedbirler için üç aktörün işbirliğine dikkat çekilmiştir. Bunlar: Devlet-Üretici-Sigorta Sektörüdür. Yine bahsettiğimiz bu çalışmada belirtildiğine göre; dünya üzerinde uygulanan tarım sigorta sistemlerinde Devlet’in verdiği desteğin oranı ülkeden ülkeye farklılık gösterse de genel olarak devlet destekli bu sistemler başarılı sonuçlar vermektedir.[1]

Kaynak: http://www.sempozyum1.dmi.gov.tr/FILES/PDF/233.pdf

Demek ki “Kutlu Devlet” el verecek ki gemi yürüsün, çiftçilerin yüzü gülsün, çiftlikler şenlensin. 1957’den beri bu alanda çeşitli girişimlerde bulunan[2] Fedakar Devletimiz şefkat elini çiftçisine uzatmak için:

” Ülkemizde de tarım sektörünü tehdit eden risklerin teminat altına alınabilmesi amacıyla bir sigorta mekanizmasının devreye sokulması düşünülmüş ve bu amaçla 14/06/2005 tarihli 5363 sayılı “Tarım Sigortaları Kanunu” çıkarılmıştır.”

Bu kanuna göre:

  • Kanun kapsamına alınan riskler ile ilgili olarak yapılacak sigorta sözleşmelerinde standardın sağlanması, riskin en iyi koşullarda transferi için uygun ortam oluşturulması, oluşacak hasarlarda tazminatın tek merkezden ödenmesi ve tarım sigortalarının geliştirilmesi, yaygınlaştırılması amacına yönelik olmak üzere bir Sigorta Havuzu kurulmuştur.
  • Bu Havuza ilişkin tüm iş ve işlemler, bu havuza katılan sigorta şirketlerinin eşit hisselerle ortak oldukları Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi A.Ş. tarafından yürütülmektedir.
  • Sigorta şirketleri poliçeleri kendi adlarına düzenlemekte, ancak riskin ve primin yüzde 100 ünü zorunlu olarak Havuza devretmektedirler, ihtiyari olarak da Havuzda oluşan riskten retrosesyon yoluyla pay alabilme hakları vardır.
  • Devlet, bu Kanun kapsamında yapılacak sigorta sözleşmelerine münhasır olarak çiftçi adına sigorta primine destek sağlamaktadır. Devlet prim desteğinin miktarı her yıl için ürün, risk, bölge ve işletme ölçekleri itibariyle, Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenecektir.

Havuz Uygulaması ile,

  • Bir sigorta şirketinin tek başına üstlenemeyeceği kuraklık ve don gibi katastrofik risklerin teminat kapsamına alınabilmesi,
  • Reasürans katılımının teşvik edilerek reasürans kapasitesi ve kapsamının genişletilmesi,
  • Sigorta şirketlerinin bilgi, personel ve mali kaynaklarının ortak olarak daha verimli bir şekilde kullanılması,
  • Devletin prim ve hasar fazlası desteğinin etkin şekilde kullanılması,
  • Fiyatlarda haksız rekabetin önlenmesi
  • Sigortaya katılımın artırılması sağlanacaktır. “[3]

Çiftçilerin en büyük çekincelerinden olan ve mahsulün hasattan önce ve ya sonrasındaki süreçte kaybına neden olabilecek bazı risk grupları belirlenmiş ve bunlar tarım sigortası kapsamına alınmıştır.

İlgi birimlerin çalışmalarıyla hazırlanan bilgiler Bakanlar kuruluna sunularak kurulca kararlaştırılmış.[4]Resmi gazetede yayımlanmış. Karara göre:“Tarım Sigortaları Havuzu Tarafından Kapsama Alınacak Riskler, Ürünler, Bölgeler ve Prim Desteği Oranlarına İlişkin Karar” 13 Ocak 2011 tarihli ve 27814 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 2011/1244 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 2011 yılı uygulaması yürürlüğe girmiştir. Bu kararla;

  • Çiftçilerimize zor durumlarında destek olmak, üretimlerini devam ettirmelerini sağlamak ve sürdürülebilir üretim için;
  • Bitkisel ürünlerde; dolu, fırtına, hortum, yangın, heyelan ve deprem ile sel ve su baskını,
  • Açık alanda yetiştirilen tüm meyvelerde don riski,
  • Seralarda;  dolu, fırtına, hortum, yangın, heyelan, deprem, sel, su baskını ve taşıt çarpması ile kar ve dolu ağırlığı,
  • Süt hayvanı sığırlarının ölüm riski,
  • Bio-güvenlik ve hijyen tedbirleri alınmış, kapalı kümeslerde yetiştirilen kümes hayvanlarında ölüm riski,
  • Denizlerde ve iç sularda yetiştirilen su ürünlerine (Her türlü hastalık, zehirlenme, kaza ve bazı doğal afetler) ölüm riski, sigorta kapsamına alınmış idi.”

Ayrıca 2011 yılında bunlara ek olarak tarım sigortasının kapsamı genişletilmiştir:

  • Süt sığırlarına ilave olarak, erkek besi sığırları sigorta kapsamına alınmıştır.
  • Açıkta yetiştirilen meyvelerde çiçeklenme dönemi sigorta kapsamına alınmıştır.
  • Prim miktarları; meyvelerde çiçeklenme dönemi dolayısı ile sigorta paketindeki diğer riskler hariç sadece don riskinde 1/3 oranında çiftçi tarafından, 2/3 oranında devlet prim desteği olarak karşılanacaktır.
  • Diğer tüm risklerde devlet prim desteği %50 oranında olacaktır. [5]

Bunca resmi yazı, bunca karar acaba ne işe yarar? Bunları kim, nerede uygular, diye soracak olursanız bir sonraki cümleye bakınız.

Bu kararların içerisinde uygulama bulacağı sistemin çekirdeğindeki aktör TARSİM’dir (Tarım Sigortaları Havuzu). Bu kurumun oynadığı asıl rol çiftçilerin ürünlerini sigortalatmalarını teşvik etmektir. Bu bağlamda devlet ürününü sigortalatan çiftçinin ödeyeceği poliçe tutarına destek olmakta ve belirlenen oranlarda poliçe ödemesinin belli bir yüzdesini karşılamaktadır. Böylece hem sigorta sistemi fon sağlayacak hem de çiftçiler olası bir afet durumunda mağdur olmayacaklar (devletin sırtına binmemiş olacaklar 🙂 ). TASİM’in uygulayacağı prim destek oranlarını gösteren tablo aşağıdadır, eğer bu konuyla hala ilgiliyseniz bir zahmet bakınız:

 

Kaynak: http://www.tarsim.org.tr/trsmWeb/subIndex.jsp?_id_=119 (sunum)

Efendim buraya kadar hep çiftçi dedik, ancak unutmayalım ki besicilik de ayrı bir meslektir.Yukarıdaki verilerde görüldüğü gibi Besi hayvanları da bu sigorta havuzu kapsamındadır.

Değerli çiftçiler ve çiftçi olmasa da tarıma gönül verenler ;

Kutupların hali ortada, ozon tabakası deseniz içler acısı, gıda fiyatları almış başını gidiyor, kah kuraklık kah fırtına her an kapıyı çalabilir. Alın terinizle suladığınız mahsulünüzü kara,dona,sele vermeden evvel tedbir olarak tarım sigortacılığına bir göz atın. Hazır devlet de destek vermişken sizleri bu hususta bir parça da olsa bilgilendirmeye gayret ettik. Belki balkondaki saksınızda domates, kapıdaki meyve kasasında biber, bahçe dediğiniz kaldırım aralığında karpuz yetiştiriyor olabilirsiniz. Belki on metre kare belki bin dönüm toprağa sahip olabilirsiniz. Unutmayın ki “boş başak başın savurur, dolu başak boynun büker” (bu sözle değişik manalar da yüklenebilir). Ne olur ne olmaz aklınızda olsun istedim.

* Uygur Devleti: Yerleşik hayata geçen ilk Türk devletidir. Bu nedenle tarımsal üretimin bu devletle birlikte başladığı kabul edilir.

Kaynakça: 

[1] Haşim M. Altınözlü ve Necati İçer, “Meteorolojik Kaynaklı Riskler ve Tarım Sigortası” İstanbul, Tarım Sigortaları İşletmesi A.Ş. (http://www.sempozyum1.dmi.gov.tr/FILES/PDF/233.pdf)

[2] MEGEP (Mesleki Eğitim ve Öğretim Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi), “Pazarlama ve Perakende Tarım Sigortası” Ankara, 2008.

[3]http://www.tarsim.org.tr/subIndex.jsp?_id_=1

[4]http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/01/20110113.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/01/20110113.htm

[5]http://www.tarim.gov.tr/Duyurular,haber_Detayli_Gosterim.html?NewsID=1505

 

 

Şuna da Göz Atın

Türkiye’nin ve Japonya’nın Tüketim Alışkanlıklarının Karşılaştırılması ve Etkileri / Yazar: Öğr. Gör. Yusuf Bahadır KAVAS

Japon ekonomisi 2. Dünya savaşından çıkmış olmasında rağmen Dünya’nın önde gelen ekonomilerinden birisidir. Kişi başına …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.