Salı , 14 Temmuz 2020

Piyasalara Yaz Gelir Mi?

Sell in May and go away (Mayıs’ta sat ve git) kuralının bir kez daha işlediği bir ayı geride bıraktık. Açıkçası İstanbul’da en güzel yaşanan ay Mayıs olduğu için -her ne kadar bu kez biraz yağmurlu olsa da- ben de piyasalardan uzak, şehrimin güzelliklerine yakın bir ay geçirdim. Mayısta benim gibi davranan yatırımcılar teknik tabirle yüksek bir alfayla Haziran ayına giriyorlar.

Ancak mevsimsel olarak yaza giriyor olsak  da piyasalara günlük güneşlik değil biraz kara günler bekliyor gibi. Zira hem gelişmiş piyasalar da hem de gelişmekte olanlarda kötümserliğimi destekleyen epey temel veri mevcut.

  • Euro Krizinde bayrağı devralan İspanya’nın 10 yıl vadeli tahvillerinin getirisi %7’ye yaklaştı. İtalya’da ise %6’nın aşıldığı gördük.
  • İspanya’da bankacılık sistemi epey zorda, devlet sermaye gereksinimi duyan Bankia’ya sermaye eklemek zorunda kaldı. Birkaç büyük İspanyol bankası da benzer bir kadere sahip, onu da söyleyeyim.
  • Euro Bölgesi PMI verisi ekonomik daralmanın süreceğine dair sinyaller veriyor. Öte yandan Euro Dolar paritesi hızla düşmeye devam ediyor.
  • ECB’nin yeni LTRO yapıp yapmayacağım muamma fakat yorumlar (ne kadar ciddiye alınır bilemiyorum) yeni bir fonlama operasyonun yapılacağı yönünde. Fakat ECB’nin teminat olarak kabul edeceği varlıkların kalitesi tartışmalı.
  • ABD makro verileri de sorgulanıyor. İkinci çeyrek büyümesi %2’nin altında olabilir. 370.000 dolaylarında dolaşan haftalık işsizlik başvurusu sayısı ekonominin istihdam yaratmadaki eksikliğine işaret ediyor (Yazıyı yazarken işsizlik verisi geldi ve %8.2 ile hayalkırıklığı yarattı, ancak tüketici harcamaları verisi iyi geldi).
  • Fed’in operation twist ve gevşeme operasyonlarının etkileri sona eriyor. Yeni bir Fed müdahelesi ise WTI petrolünün varil 90$ seviyelerindeyken zor gibi. Diğer taraftan seçim yılında yapılacak bir operasyon Fed’in kredibilitesinin sorgulanmasına neden olur.
  • Çin ekonomisi yavaşlıyor. HSBC PMI’ı daralmayı işaret ederken zorunlu munzam karşılıklarının indirilmesine rağmen kredi büyümesi gerçekleşmedi. Çin ekonomisini dengelemek için ihtiyaç duyduğu tüketim motorunu bir türlü çalıştıramıyor.

2010 yılından sonra tekrar paritede 1.20’lerin altı hedef olarak gösterilmeye başladı ki bu çok önemli. 2008 yılında Dolar karşısında kazandığı değerle super-euro olarak anılan para biriminin dünya ticaretinde ve rezerv olarak merkez bankalarında Doların rolünü kapıp kapmayacağı konuşulurken iki yılda 1.18’leri görmüştük paritede. Özellikle QE1 ve QE2 sonrası yine Doların akıbeti konuşulurken tekrar Amerika’nın para biriminin Avrupa’nınkini dövdüğünü gördük. Bu iki para birimi arasında yapılan tradeler ki bu işlem dünya finansal sisteminde en çok yapılan olabilir, gerçekten dikkatli bir şekilde yapılmalı, zira kararları etkileyecek çok fazla gürültü var. Burada ne demek istediğimi anlamak için geçen yazımı okumanız gerekiyor.

Alman tahvilleri hariç Euro ile fiyatlanan bütün varlıklarda satış, Dolar ile fiyatlananlarda ise alışlar var. Gerçekten sene başından beri sermaye piyasalarında yaşadığımız rallinin ardınden pek çok Avrupa endeksinin negatifte olduğunu görüyoruz.

Avrupa’ya en fazla tehdit de İspanyol bankalarından gelecek. Yüksek sermaye gereksinimlerine duyan bankalar zaten bütçe performansı felaket olan İspanya ekonomisindeki gediği iyice büyültecek. ECB tarafından fonlama gelmesi düşünülse risk seviyesi iyice yükselmiş İspanyol tahvillerinin teminat olarak gösterildiği işlemlerle ECB bu bankaları fonlamak isteyebilir. IMF’nin yakın bir zamanda ise İspanya’ya yardım yapmayı düşünmediğini yapılan resmi açıklamalardan biliyoruz.

1.300 psikolojik direncini kırmasını beklerken geri dönüp bu cümleyi tekrar düzenlememe neden olan S&P 500 Endeksi an itibariyle 1.291 seviyesinde ve bu Wall Street’te ayıların resmi olarak piyasayı ele geçirdiğini gösteriyor. Çıkan paraların ise sabit getirili varlıklara gittiğini rekor düzeyde düşük getiriye ulaşan Amerikan tahvil piyasasından anlıyoruz.

Sarı ve parlak olmaktan çok mat ve kahverengi bir yaza giriyor gibiyiz.

Şuna da Göz Atın

TÜRKİYE’DE FİNANSAL OKURYAZARLIK GERÇEĞİ VE ALINABİLECEK ÖNLEMLER / Yazar: Öğr.Gör. Yusuf Bahadır KAVAS

Finansal okuryazarlık bireylerin tasarruf ve tüketim dengesini kurabilmeleri, doğru yatırımlara yönelmeleri ve kendi bütçelerini yapabilmeleri …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.