Pazar , 22 Eylül 2019

Piyasanın Görünümü

Yunanistan seçimlerini de nispeten olumlu senaryonun gerçekleşmesi ile geride bırakan piyasalarda kilit öneme sahip olan FOMC toplantıları da sona erdi. Operation Twist‘e devam edileceği yönünde karar açıklanması piyasalar tarafında çok tatmin edici olmasa da, piyasa algısı bu kararın önümüzdeki döneme yönelik olası yeni QE3‘e bir açık kapı niteliği olduğu yönündeydi. Öte yandan bu kararın Fed için kolay bir karar olmayacağını ve QE3 ‘ün önünde halen büyük engeller olduğunu belirten St. Louis Fed Başkanı James Bullard, Bloomberg‘e yaptığı açıklamalar da yeni bir niceliksel gevşemenin Fed‘in bilançosunda daha fazla riske girmesi anlamı taşıdığının altını çizdi. Ayrıca Fed ‘in politika faizini 2014 ‘e kadar düşük seviye ‘de tutması stratejisine yönelik olarakta açıklamada bulunan Bullard, bu durumun 3 yıl daha bu şekilde sürecek olmasının ABD ekonomisinin tahribatına yol açacağını söyledi.

Hafta içerisindeki önem arz eden bir başka husus ise hiç kuşkusuz Moody’s ‘in Türkiye ‘nin kredi notunu arttırması oldu. Siyasi ve Ekonomik bir çok çevrede olumlu karşılanan bu duruma yönelikte değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Daron Acemoğlu ile yapılan röportajı ‘da okumanızı tavsiye ediyorum (http://www.thelira.com/haber/101494/turkiye-sok-dalgalarina-hazir-degil).

Aynı Moody‘s aralarında BOFA, Barclays, JPM, Goldman Sachs, Citigroup gibi global devlerinde bulunduğu 15 bankanın kredi notunu düşürdü. Yine bu hususta Türkiye ‘de S&P ‘ye yönelik siyasi çevrelerden gelen eleştirilere benzer nitelikte eleştiriler yurtdışında ‘da bu kurumlara geliyor. Hatırlarsanız Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek de bu kurumlar kredibilitelerini küresel kriz esnasındaki saptamalarıyla yitirdiler, artık dünya da finans sektörü de piyasalar da eskisi gibi bu kuruluşları fazla ciddiye almıyor şeklinde açıklamalarda bulunmuştu. Hakikaten şimdi Raymond James Baş Yatırım Stratejisti Jeffrey Saut‘un bankaların kredi notlarının düşürülmesine yönelik açıklamalarını okuyunca birden Bakanımızın cümleleri aklıma geldi. Saut; ‘’ Niçin bu reyting kuruluşları dikkate alınıyor ki? Bu ilgiyi finansal kriz sürecinde tamamen kaybettiler. ‘’

Her ne kadar ciddiye alınmıyor gibi görünse de bu kuruluşların aktiviteleri piyasalar tarafından kullanılan bir dinamik. Örnek olarak; 20 Eylül 2011 tarihini hatırlarsanız S&P ‘nin, Türkiye ‘nin yerel para cinsinden kredi notunu yükseltmesi sonucu İMKB‘deki işlem hacmi 4 milyar TL ‘yi bulmuştu. Yani bu haber net bir biçimde piyasa oyuncuları tarafından kullanıldı. Bu bakımdan hiç ciddiye alınmıyor demek haksızlık olur.

Bu not kararlarının ABD piyasalarına yönelik yansımasına gelecek olursak; bu kararlar Moody ‘s ‘in 15 Şubat 2012 ‘den bu yana süre gelen gözden geçirmelerinin sonucu. Not indirimleri beklentisi piyasa mekanizması tarafından çoktan fiyatlanıyor olduğu için zaten bu açıklamanın beklentiler paralelinde olmasıyla bu hisseler üzerindeki baskının kalkması sonucunda tüm banka hisselerinde bir artış yaşandı. Marketwatch adlı sitenin, Trading Desk adlı köşesi yazarlarından Nigam Arora da bu duruma yönelik şöyle söylüyor; ‘’ 30 yıllık piyasa deneyimimin bana öğrettiği bir şey var ki o da şu, ne zaman ki baskı unsuru olan şey ortadan kalktıysa, bu piyasalar için hep pozitif olmuştur. ‘’ Yani Nigam ‘ın söylemek istediği şey ise bu hareketin karakteristiğini ortaya koyan bir durum. Bankacılık hisseleri üzerindeki yük kalktı ve hisselerde yukarı yönlü bir hareket yaşandığı şeklinde.

Wall Street ‘te hafta finansallar ve teknoloji hisseleri öncülüğünde artıda kapandı. Hafta içi dikkat çeken gün olarak ise üç haftanın acısının çıkarıldığı Perşembe günü oldu diyebiliriz. Bunda hiç kuşkusuz kötü gelen Philly Fed imalat datasının payı var. Konut ve işgücü piyasasında hayal kırıklığı yaratan datalara imalat datasının da eklenmesiyle küresel yavaşlama ‘ya yönelik kaygılar yeniden gündeme geldi (http://www.marketwatch.com/story/impending-recession-bump-in-road-see-the-charts-2012-06-22). Öte yandan Goldman Sachs müşterilerine ekonominin daha fazla zayıflamaya gebe olduğu beklentisiyle short pozisyon açmalarını önermiş ve S&P 500 endeksi için 1285 seviyesini hedef olarak göstermiş. Bu durum da hafta içinde satışları arttıran bir diğer unsur olarak karşımıza çıkmakta. Yatırımcılar bir yandan Avrupa ‘yı izlediler. Alman iş dünyası güven endeksinin iki yılın en düşüğüne gerilemesi küresel kaygıları destekleyen bir diğer unsur oldu. Bu arada emtialarda ayı piyasasına merhaba dedi. ABD ham petrol vadelileri ekimden bu yana ilk kez varil başına 80 doların altına indi. Ve S&P enerji sektörü endeksi de yüzde 4 kayıpta. Yatırımcılar bu durumun sektöre yönelik denizaşırı talepteki daralmadan kaynaklandığını gerekçe gösteriyorlar. Özellikle bizi de yakında ilgilendiren ve de Moody ‘s ‘in not artışı kararına gerekçe olarakta gösterilen Petrol fiyatlarındaki aşağı yönlü hareket bizim gibi petrol bağımlısı ülkeler açısından olumlu bir durum. Küresel ekonomik görünümdeki olumsuzluğa rağmen endeksimizi diri tutan önemli sebeplerden birisi düşük petrol fiyatları ki genelde aracı kurum raporlarında da olsun Rusya sat, Türkiye al şeklinde ibareler olur bu gibi durumlarda. Yani sıcak para akışı açısından da olumlu bir durum. Her halükarda bu durumun cari açığın finansmanına olumlu yansıdığını söylemek mümkün. Tabi Rusya gibi petrol rezervi olan ülkeler açısından da çok hoş karşılanan bir durum olduğu söylenemez. Bu durum Putin ‘in koltuğunu tehdit edebileceğini de söylemek mümkün. Bu bakımdan fiyatların daha aşağıları gitmesi küresel durgunluğa işaret edebileceği gibi savaş vb krizlere de zemin hazırlayabilir. Tabi AMB, BOJ ve Fed likidite operasyonu başlatırsa bu düşüş yerini yükselişe bırakabilir. Tabi birde bu yükselişin tetiklenmesi olası bir gerginlik eşliğinde de olabilir. Bkz (http://www.trthaber.com/haber/dunya/rusya-suriyeye-asker-gonderdi-45075.html). Şu sıra da gündem malumunuz askeri uçağımızın suriye tarafından düşürülmesi ile çalkalanıyor. Hatırlarsınız Amerika-İran-İsrail gerginliği söz konusu olduğunda petrol 120 dolarlara kadar çıkmıştı. Bakalım ilerleyen günlerde gündem de Rusya-Türkiye-Suriye mi yer alacak göreceğiz. Sözün özü Orta Doğu ‘da sular durulmuyor gün geçmesin.

Şuna da Göz Atın

TÜRKİYE’DE FİNANSAL OKURYAZARLIK GERÇEĞİ VE ALINABİLECEK ÖNLEMLER / Yazar: Öğr.Gör. Yusuf Bahadır KAVAS

Finansal okuryazarlık bireylerin tasarruf ve tüketim dengesini kurabilmeleri, doğru yatırımlara yönelmeleri ve kendi bütçelerini yapabilmeleri …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.