Salı , 23 Temmuz 2019

Summers ve Krugman

Larry Summers geçtiğimiz günlerde  IMF Ekonomik Forumunda oldukça ilgi çekici bir konuşma yaptı (videosu aşağıda). Konuşmasında değindiği esas nokta, ABD ve AB ekonomilerinin Japonya’da görülene benzer bir süreklilik arz eden bir durağanlığa girebileceği idi. Bu açıklaması ile aynı zamanda ekonomide bir dönüşüm bekleyen yaklaşımlara karşı da net bir tavır takınıyordu.

Aslında Larry Summers gayet basit bir şeyden bahsediyor. Evet, ABD’de daha önce de hisse senetlerinde, emtialarda, şirket karlılıklarında hatta tahvil piyasalarında ciddi balonlar görülmüştü fakat ekonomi aşırı ısınma yönünde sinyaller vermemişti. Diğer bir deyişle, kredi, varlık ve istihdam oluşan balonlara rağmen enflasyon 70lerin büyük durgunluğundan beri hiçbir zaman problem olmamıştı.

ABD - GSMH - S&P500 - Konut Fiyatları

Summers konuşmasını dinleyicilerden doğal faiz hadlerinin seyrinin negatif olduğunda sıfır faiz politikasının ekonomik durgunluğu körükleyip körüklemediğini ve bu durumda hangi politikaların ekonomik ilerleme sağlayabileceğini düşünmelerini isteyerek sonlandırıyor.

Paul Kruıgman da Summers’ın düşüncelerine genel çerçeve katıldığını anlatan Bubblephobia and Monetary Policy bir yazı yayınladı blogunda. Krugman’a göre Amerikan ekonomisi büyük bir durgunluğu ortasında yoluna balonlarla devam ediyor. Her ne kadar işler yolunda gitmese de bu balonlar sorunların çözümünden uzak olsa da etkilerini azaltıyorlar. Bu düşüncelerin kesişimini de Summers-Krugman-Hansen hipotezi altında birleştiriyor ve global olarak durgunluğun halihazırda sürmekte olduğunu ve süreceğini öngörüyor.

Benim şahsi fikrim ise biraz farklı. Krugman ve Summers’ın bu yorumları günümüzün sıcak konusu QE üzerinden bakmak istiyorum. Son zamanlarda QE’nin finansal varlıkların fiyatlarında balonlar yarattığına dair hipotezlerin geçerliliğini yitirmeye başladığını görüyorum. Daha doğrusu, QE’nin “aşırı” likidite yaratıp yaratmadığı konusu muamma. Elbette ki piyasaya saçılan ve ekonomik aktiviteye desteği anlamında sorgulanması gereken bir likidite var fakat bunun aşırılığı gerçek bir tanımlanmaya ihtiyaç duyuyor. Öyle ki, bu likiditenin ciddi bir enflasyona sebep olması gerekiyordu ki olmadı. Bundan sonra dünya 3-4 trilyon dolarlık bir Fed bilançosunu yeni normal olarak kabullenip yoluna devam edebilir.

Akademik çalışmalar hisse senet fiyatlarının yavaşlayan enflasyon, düşen tahvil faizleri, işsizlik ve emtia fiyatları ile birlikte yükseldiğini gösteriyor. Bu durumda konjonktür hisse senetlerini destekleyici niteliğe sahip. Krugman balon olarak niteler mi bilmiyorum ama şirket karlılıkları da son derece yüksek seviyelerde. QE meselesine dönelim: S&P500 endeksi ve Fed bilançosu ya da M2, baz para grafiği çizip baktığımızda endeksin tamamen Fed destekli gittiğini görebiliriz fakat aynı parasal göstergeleri enflasyon ile kontrol ettiğimizde ise karşımıza Fed’in aslında enflasyonu düşürdüğü sonucu çıkabilir (!) ki bu aslında daha rasyonel bir karşılaştırma olacaktır (yani parasal büyüklük-enflasyon ilişkisi parasal büyüklük-hisse senedi piyasası endeksi ilişkisinden daha yüksek determinasyona sahiptir). Elimizde Fed’in politikalarını içerisinde barındıran ve diğer pek çok faktörü barındıran bir değişken seti var ve bu değişken seti enflasyonu düşük tutuyor, enflasyonun düşük kalması da elbette ki hisse senetleri piyasasına olumlu yansıyor.

Sonuç olarak, büyük çerçeveye baktığımızda Amerikan piyasaları 1930’dan beri boğa piyasası içinde ve bulunduğumuz konjonktür dahilinde bu olumlu havanın Amerikan piyasalarında uzun yıllar boyunca süreceğini düşünüyorum.

Şuna da Göz Atın

Türkiye’nin ve Japonya’nın Tüketim Alışkanlıklarının Karşılaştırılması ve Etkileri / Yazar: Öğr. Gör. Yusuf Bahadır KAVAS

Japon ekonomisi 2. Dünya savaşından çıkmış olmasında rağmen Dünya’nın önde gelen ekonomilerinden birisidir. Kişi başına …

2 yorumlar

  1. Amerika’daki olumlu hava sonucu Amerika dışında paralarını tutan yatırımcılar paralarını tekrar amerika’ya götürür mü? Bunun bir sonucu olarak gelişmekte olan piyasalardaki borsalar nasıl bir seyir izler?

    • Gelişmekte olan piyasaların cazibesi asla bitmez. Elbette ki Fed’in para politikasında genişlemeyi yavaşlatması, ardından durdurması ve eğer mümkün olursa sıkılaştırmaya başlaması sermaye akımlarında GOP aleyhine olacak sonuçlar doğuracak ama Fed’in tekrar faiz artırması sanılandan çok daha geç olacağını tahmin ediyorum ki bu dönemde GOP’lar da dönüşümlerini tamamlayıp yeni dünyaya hazır olacaklardır. Her gün Fed yetkililerinin açıklamaları ya da istihdam dataları ile yatıp kalkmaktansa haftada bir piyasaya şöyle göz ucuyla bakarak yatırımları yönlendirmenin getiri anlamında daha faydalı olacağını düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.