Pazartesi , 10 Aralık 2018

Abepolitics

Manmohan Singh ve Shinzo Abe

Jeopolitik gelişmeler gezegenin bir bölümünü ana gündem maddesi yapmıştır her zaman. Bundan bir yıldan daha fazla zaman önce bugünlerde yapılan yorumları blogda yapmıştık, bkz. Yeni Ortadoğu: Güneydoğu Asya. Japonya-Çin-Pasifik ile Türkiye-Yunanistan-Ege analojisi üzerinden bölgedeki gelişmeleri anlatmaya çalıştığımız bu yazıyı okumanızı tavsiye ederiz.

Gelelim bugüne. Bölgede neler olduğunu artık küresel politik gelişmeleri izleyen basının daha sık düştüğü notlarla artık hepimiz biliyoruz. Özellikle Japonya tarafından bakarak önemli bulduğum bazı gelişmeleri derliyorum:

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Japonya verdiği ağır kayıplardan ders alarak anti-militarist bir anayasa hazırladı (Neredeyse bütün anayasaları ordu mensupları tarafından yapılmış Türkiye için çok yabancı bir durum). Bu anayasanın 9. maddesi savaşı yasaklar, silahlanmayı büyük oranda sınırlar. Bugünün sorusu ise bu maddeyi değiştirmek isteyen Shinzo Abe’nin niçin bunu yapmak istediği olmalı. Bence bu çok önemli bir nokta.

Açıklamalarından şunu da biliyoruz ki Abe’nin hedefinde Çin var. Shinzo Abe Çin’in, birçok ülkenin kıyısı olan Güney Çin Denizi’ni Pekin Gölü olarak görmesini eleştiren bir yazısı Project Syndicate’te yayınlandı (bkz. Asia’s Democratic Security Diamond). Bu pek de hayra yorulacak bir ifade değil.

Yazıdan anlaşılacağı üzere Abe, Hindistan ile işbirliği üzerinde de duruyor, niyet ise Asya demokrasisini korumak elbette. Tabi Pasifik’te de Avustralya, Hindistan, Japonya ve ABD’nin Hawaii eyaletiyle birlikte oluışturup deniz kaynaklarını korumak, Japonya’nın hali hazırda imzalamış olduğu ve Avustralya, Yeni Zelanda, İngiltere, Malezya ve Singapur‘dan oluşan güvenlik anlaşmalarına bu cümlenin başında listelenen ülkeleri dahil etmek de yazısında belirlediği planlar arasında.

Bölgenin önemli güçleri değil, Çin baskısı altında kalan ve savunulması gerekilen ülkeler de Abe’nin dış politika radarında bulunmakta. Japon Başbakanı, Güneydoğu Asya Ulusları Birliği (ASEAN) ülkelerinin tamamını ziyaret eden ilk Japon Başbakanı. Diğer bir önemli nokta ise bu ülkelerin son yıllarda savunma harcamalarındaki hızlı artış.

Tabi burada Japonya’nın biraz tehditkar gibi görünen dış politikası üzerinde dururken Çin’in de 2008’de 105 milyar dolar olan savunma harcamalarını geçen yıl 172 milyar dolara kadar çıkardığını anımsatalım. Bunun dışında bazı politik önlemleri gerektiren iddialı tatbikatlarla da Güney Çin Denizi’nde uluslararası barışı hayrına olmayan iddialı girişimlerde de bulunmakta Çin.

Bölgenin politik görünümünü 1930’ların Avrupa’sına benzeten stratejistlerin sayısı az değil. Silahlanma hızındaki artışın istenmeyen kazalarla bile önemli kaoslara yol açabileceğini öngörüyorlar, gerçekten de Güney Çin Denizi’nde 10 kadar ülkenin donanmasına ait denizaltılar ve savaş gemileri bulunmakta ve sık yaşanacak karşı karşıya gelmeleri durumlarında neler olabileceğini kestirmek zor.

Öte yandan da unutulmaması gereken bir detay var; o da karşı taraflarda da olsalar bütün bu ülkelerin ticari anlamda birbirlerine entegre halde olduğu. Kendi bölgemizden örnek vermek gerekirse, bir zamanlar var olmasından büyük korku duyduğumuz Kuzey Irak’taki Kürdistan yönetimi, bugün nasıl ticari entegrasyonlar sayesinde en iyi komşumuz olduysa, benzer bir durumu Güneydoğu Asya ülkelerinin tamamı için geçerli. Bu ülkelerden Çin’in elde ettiği ekonomik kazanımları politik güce dönüştürmek için bölgede baskı ortamı yaratması, baskılanan ülkelerden ve Japonya’dan elbette diplomatik karşılıklar bulacak. Şahsen yaşanacak gerilimlerin ürününün küresel bir kaos ortamı olacağını düşünmüyorum. Kendi içindeki sorunları çözümü için bir anlamda inziva dönemi yaşayan süper-güç ABD ise olanları dışarıdan izleyerek Japonya’ya güvenmeye devam edecektir.

Zbigniew Brzezinski’nin “The Grand Chessboard“undaki teorisi dünyadaki küresel görünümü etkileyebilecek gelişmelerin Orta Asya’dan başlayıp Kuzey Afrika ve Güney Avrupa’yı içine alan bölgede gerçekleştiği idi. Bir yıl önce Güneydoğu Asya’da yaşanacak gerilimin nasıl önemli hale geleceğini öngördüysem, bugün de buradaki ilişkilerin zamanla yumuşayacağını ve küresel gelişmeleri belirleme anlamında şimdikinden daha az etkin hale geleceğini ve tekrardan Orta Doğu’ya odaklanacağımızı söylüyorum, zira bize daha yakın olan Doğu’da hala değişmesi gereken çok şey var.

Şuna da Göz Atın

OPEC’in Düşüşü

Kasım ayı sonunda yapılan OPEC toplantısında petrol üretiminde kesintiye gidilmemesi kararı alındı. Bu karara piyasanın …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.