Cumartesi , 25 Mayıs 2019

Çin’de Bankacılık Krizi

2002 yılından itibaren muazzam bir dengesizlik üzerine oturtulmuş olan ekonomik denge temel olarak ABD’nin tüketimi ve Çin’in üretimi üzerine dayalıydı. Bu süreçte ABD’de ulaşan tüketim balonu bir şekilde patlayıp krizi ortaya çıkınca dünyada var olan ticaret hacminin sürdürülebilmesi Fed’in likidite enjeksiyonlarına bağlıydı. Gelinen noktada ise bu enjeksiyonların yavaşlatılarak sonlandırılacağı ve hatta bir sonraki aşamada geri çekileceği söz konusu. Henüz ciddi bir yavaşlama olmadığı halde bile yaratılan spekülasyonlar bile gelişmekte olan ülke kurlarında ciddi değer kayıpları yaşanmasına sebep oldu. Fakat sorun sadece bu para birimlerinde yaşanan değer kayıpları da değil tabii ki. Likiditenin bol olduğu dönem gelişmekte olan ülkelerde varlık balonları oluşmasına ve aşırı kredi büyümesine yol açtı. Diğer bir deyişle olması gerekenden düşük tutulan faizler, serbest piyasa mekanizmasının işlevselliğini bozdu ve önemli risklerin göz ardı edilmesini sağladı.

Çin’in para birimi olan Yuan da geçtiğimiz yılın ortasında gelişmekte olan piyasalarda başlayan kaotik süreç içerisinde dahi istikrarlı seyrini korumuş ve çok oynak olmayan bir bant içerisinde hareket ederek değer kazanma eğilimi göstermişti ki geçtiğimiz hafta Yuan cephesinde dramatik gelişmelere şahit olduk. People’s Bank of China (PBOC) para politikasının bileşenleri olarak Yuan’da değer kaybına neden olacak araçları devreye soktu.

Dolar Yuan Kuru

Çin merkez bankası PBOC’nin bu hamleyi yapmasının ardından piyasa katılımcıları çok fazla sorgulama yaptı elbette. Genel olarak hakim olan görüş Yuan onshore ve offshore piyasalardaki farklı değerlenişini engellemek. Çin’in para birimi Yuan ülke sınırları içerisinde tamamen regüle edilmiş bir piyasadaki işlemlere göre değerlenirken Hong Kong’daki piyasada (CNH koduna sahip para birimi) herhangi bir kısıtlama olmadan serbest dalgalanmaya bırakılmış durumda. Diğer bir görüş ise Çin’in büyüme motorunun ana pistonu olan ihracatı düşük kur ile desteklemek istemesi. Fakat şu da gözden kaçırılmamalı ki kurdaki volatilitenin aslında en önemli kaynağı Fed’in likidite enjeksiyonlarını sona erdirecek olması (ve direkt olarak Çin merkez bankasının para politikasının biçimlendirmesi).

Gelişmekte olan ülkelerin kırılganlıklarının ön plana çıkacağı bu dönemde ise Fed’in takas hesaplarındaki pozisyonların azalmaya başlaması gelişmeleri bir başka yönüyle ortaya koyan ve popüler tabirle zamanlaması manidar olan bir durum.

Toplam Döviz Rezervleri

Hikayenin bundan sonrasının gelişmekte olan ülkeler açısından eskisinden daha az parlak olacağını ise söylemeye gerek yok. 2008’deki küresel mali krizden beri gelişmekte olan ülkelerin döviz rezervleri 2.7 trilyon $, para tabanları 3.2 trilyon $ arttı. Bankacılık sistemi mevduatlar  yolunyla (M2) bu tabanı 14.9 trilyon $’a kadar genişletti. Bütün bu parasal büyüklüklerin sonucu ise bu piyasalarda varlık balonları oluşmasına neden oldu elbette. Üstelik faiz oranları arasındaki farklardan kar elde etmeye yaratan bir yatırım stratejisi olan carry tradeler sayesinde gelişmekte olan ülkeler bu süreçte 1.9 trilyon $’lık borçlanma aracı ihraç ettiler.

Bu noktada Çin’e odaklandığımızda ise karşımıza Merrill Lynch’in araştırmasındaki çarpıcı bir not çıkıyor. Yukarıdaki bahsettiğim finansal yapının kalbinde tabii ki bankalar var. Çin’de yapılan carry tradeler Hong Kong bankaları üzerinden yürümekte ve aşağıdaki grafikte Hong Kong bankalarının Çin’e kullandırmış olduğu fonların tutarındaki ciddi artışı göstermekte.

Hong Kong bankalarının Çin pozisyonları

Finansal sistemdeki bu değişimin tetiği Fed’in QE’leri ile çekildi ve bahsettiğim gibi devir artık değişiyor. Öncelikle Türkiye gibi kronik cari açık sorunu ile başbaşa olan ülkelerin piyasalarında önemli oynaklar gözlemlendi. Şimdi de sıra kredi balonlarının oluştuğu piyasalara geliyor ki burada da akla gelen ilk ülkelerden biri Çin, dolayısıyla Çin’deki bankacılık sistemi. Sadece 2008 krizinden beri toplam varlıklarını 14 trilyon $ artırmış bir sistemden bahsediyoruz ki bu ABD bankacılık sisteminin toplamına tekabül ediyor. Ülke ekonomilerinin büyüklükleri kıyaslandığında Çin’deki finansal sistemin ne kadar tehlikeli şekilde genişlediği bir kez daha anlaşılıyor.

Çin’deki finansal sistemin çökmesi ise yeni bir sistemik krizin başlaması anlamına geliyor. Hong Kong bankaları başta olmak üzere pek çok banka önemli büyüklükte fonlarla bu ülkede kreditörlük sıfatını taşımakta. Önceki yazılardan birinde Çin’deki Batılı bankaların pozisyonlarından bahsetmiştik ve özellikle Avustralya bankalarının kırılganlığından bahsetmiştir.

2008’de ABD’de başgösteren, devamında Avrupa’yı saran küresel krizin yeni bölümünü izleyeceğimiz bir döneme giriyoruz.

Şuna da Göz Atın

TÜRKİYE’DE FİNANSAL OKURYAZARLIK GERÇEĞİ VE ALINABİLECEK ÖNLEMLER / Yazar: Öğr.Gör. Yusuf Bahadır KAVAS

Finansal okuryazarlık bireylerin tasarruf ve tüketim dengesini kurabilmeleri, doğru yatırımlara yönelmeleri ve kendi bütçelerini yapabilmeleri …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.