Pazar , 22 Eylül 2019

Küresel Ekonomik Görünüm

Dünyanın en büyük ekonomisi ABD’de pistonların tekrar çalışmaya başlamasının sesleri daha duyulur olmaya başladıkça küresel ekonominin radikal dönüşümü yaklaşıyor. Uzun bir aradan sonra bloga gireceğim olan yazıda öncelikle küresel ekonomik görünümü geniş bir perspektiften ele almaya çalışacağım.

Amerikan tahvil piyasasında karmaşık sinyaller gelmeye devam ediyor. Ekonomi ile ilgili olarak olumlu veri akışına rağmen Haziran ayında %2.5’un da altına gören Amerikan 10 yıllıklarının getirileri piyasadan aldığımız bu karmaşık sinyalleri özetlemeye yetiyor. PMI endeksleri aylardır 50 üzerinde gelerek ekonomik genişlemeyi işaret ediyor. Tüketici talebi son derece güçlü. Tarım dışı istihdam artışı son 21 ayın 13’ünde 200.000 üzerinde gelerek işlerin yolunda olduğunu gösterdi. Makro göstergeler bu kadar iyiyken tahvil getirilerinin bu kadar düşük olması da ekonomi teorilerinin biz öğrettiklerinden önemli ölçüde saptığımızı gösteriyor.

Bu sapmaya en büyük katkı çok muhtemel ki iş gücü katılım oranı ile konut sektöründeki gelişmelerden endişe duyduğunu dile getirmeye devam eden Federal Reserve yönetiminden kaynaklanıyor. Tabi bir de her ne kadar güçlü sinyaller veriyor olsa da, ABD ekonomisinin ağırlılık sebebinin sert hava şartları olduğu bir daralma yaşaması da piyasalarda kafa karışıklığına sebep olmuş olabilir. Öte yandan büyüme bileşenleri incelediğinde de kaydedilen yavaşlamanın bir sebebinin de kamu kesiminin sıkı duruşu olduğu görülüyor ve bununla beraber özel sektörün katkısı hala çok güçlü. İkinci çeyrekte de, örneğin Mayıs ayında 55.4 gelen ISM İmalat Endeksi ABD’de özel sektörün güçlü bir  momentumla büyüme destek olacağını gösteriyor.

Bütün bu pozitif gelişmelere rağmen ABD’nin 10 yıl vadeli tahvillerinin getirileri Aralık ayında gördüğü zirve olan %3’ten aşağı doğru bir trende başladı. Anlaşılacağı üzere tahvil piyasasındaki bu tepkinin ABD ekonomisinin dinamikleri ile ilgisi çok zayıf. Özelikle Fed’in forward guidance ya da önden yükleme olarak isimlendirilen ve özünde iletişim kanalıyla orta vadede yapılacak para politikası hamlelerini piyasalara aktardığı stratejisinde ülkede faizlerin bir süre daha düşük tutulacağını açıklaması, tahvil piyasasında çok belirleyici oldu. İkinci olarak ABD Hükümeti tahvil ihracını önemli ölçüde azalttı ve bu da riskten uzak duran emeklilik fonlarının tahvil talebinin etkisini artırdı. Üçüncü olarak da geçtiğimiz yılda hisse senetlerini pozisyonlarını artıran fonlar şişen piyasadan ayrılıp tahvil tarafında da pozisyon almaya yöneldiler. Nisan ayına kadar düşük kalan enflasyon oranları da ABD tahvillerini destekledi. Piyasada faiz artışına yönelik en erken tahmin Haziran 2015. Bu beklentiler ile birlikte tahvil piyasasında coşkunun kısa vadede sonra erebileceğini söylemek zor.

Bunlarla birlikte ABD’de faizler elbette artırılacak. Tarihi yüksekliklere rekor derecede düşük oynaklıkla gelmiş hisse senetleri için şimdiye kadar olandan farklı bir hikaye yazılacak. Fed’in bu faiz artışını kademeli yapacak olması piyasaya yönelik olumsuz etkileri bir miktar törpüleyecektir fakat piyasa uzun süredir hem eylem hem de söylem anlamında “şahin” bir ton takınan Fed Başkanı görmedi.

Avrupa’nın görünümü. Euro bölgesi yılın ilk çeyreğinde %0.2 büyüyerek hayal kırıklığı yarattı. Üstelik PMI endeksleri ekonomik aktivitenin momentumunu kaybettiğini söylüyor. Mayıs ayından açıklanan %0.5’lik enflasyon oranı da beklentileri karşılamaktan uzak. Bütün bu gelişmeler her ne olursa olsun Euro’yu korumaya ant içmiş olan ECB Başkanı Mario Draghi’yi faizleri indirdi ve ECB’ye park edilen fonlara negatif faiz uygulamasını başlattı. Uzun vadeli refinansman operasyonu ya da LTRO bilinen likidite enjeksiyon hamlesini, fonların küçük ve orta büyüklükteki şirketlere doğru akmasını sağlayacak şekilde evirerek targeted LTRO’yu yani TLTRO’yu türetti. Bu hamle ile piyasalara aktarılacak fonun tutarı 400 milyon euro.

%0.25’ten %0.15’e indirilen faizlerin piyasalara ne kadar etkisinin olacağını kestirmek zor. Periferi ülkelerin (İspanya, İtalya vs.) tahvil piyasalarındaki müthiş bir balon zaten oluşmuş durumdaydı. Faiz indirimini bu daha da destekleyebilir ya da ilkini Japonya’da gördüğümü likidite tuzağı olarak adlandırılan ekonomik kavramın Avrupa versiyonunun yazılmasına sebep olabilir. Bu gelişmeler birlikte güçlü bir görünümü sergileyen Euro da Avrupa ekonomisinin önemli bir dinamiği olan ihracatın altını oymaya devam ediyor. Euro’nun değerlenmesinin önüne geçebilmek için negatif faiz oranı uygulamasının çok işe yarayabileceğini düşünmek ile beraber benzeri bir uygulamanın Danimarka’da son iki yılda başarıya ulaştığını sözlerime eklemek istiyorum. Peki LTRO’nun KOBİ’lere hedefleyerek yapılması başarıyla ulaşabilir mi? Bu konuda da denenmiş ve başarısız olmuş bir örnek olarak Bank of England’ın uygulaması karşımızda duruyor. Yine de hane halkının ve işletmelerinin kredi kullanımını artacağını söylemek kahinlik olmayacak, bunun da ekonomiye olumlu etkisi olacağı açık.

İngiltere’de ise ABD ve Japonya’da olduğu gibi para politikası uygulamalarının varlık balonu yaratıp yaratmadığı tartışılıyor. Yılın ilk çeyreğinde açıklanan %3.1’lik büyüme oranı beklentileri fazlasıyla da karşılasa da konut piyasasındaki aşırı yüksek fiyatlar ekonomik tartışmaların ana konusu olmaya devam ediyor. Öte yandan özel sektör yatırımlarının %8.7’lik bir büyüme oranı yakalaması her şeye rağmen İngiltere’nin geleceği konusunda ekonomistleri iyimserliğe itiyor. Tabi bu gelişimin parasal genişlemeye mi yoksa sıkı mali politikalarına mı bağlı olduğu sorusunun cevabı üzerinde uzlaşamayarak.

Avrupa ekonomisi önündeki en büyük risk ABD QE’yi bitirdiğin borç sorunu yaşayan ülkelerin borç pazarlarının bundan nasıl etkileneceğinde yatmakta. Uzun vadeli faizlerde yaşanacak artış gelişme evresinde olan Avrupa ekonomilerinde hem hane halkını hem  reel kesimi finansal açıdan zor durumda bırakabilir. Yapısal reformların yapılması için atılacak adımlara uygun bir ekonomik ortam üretilmesi de gecikebilir. Öyle ki Avrupa Merkez Bankası (ECB) bu yıl Euro Bölgesi için büyüme tahminin %1.2’den %1’e, enflasyon tahminini ise bu yıl için %1’den %0.7’ye indirdi. Hatta bankanın 2016 için enflasyon tahmini hedef oran %2’nin çok altında ve sadece %1.4!

Küresel ekonominin görünümü güçlü. Dünyanın Avrupa ve ABD dışında kalan kısmında son dönemde çok fazla ekonomik ve politik gelişme ön plana çıktı. Hem Avrupa, hem de ABD’den dünyaya saçılan likidite özellikle Avustralasya bölgesindeki yüksek getirili varlıklara kayıyor. Ayrıca Japonya’nın da sürmekte olan varlık alım programı bu bölgedeki piyasaları güçlü bir biçimde desteklemeye devam ediyor.

Küresel ekonomi ile ilgili yapılan tahminlerde iyimserliğin giderek daha hissedilir olduğunu görüyoruz. Son olarak OECD Nisan ayında saptanan küresel enflasyon görünümündeki iyileşmeden sonra büyüme tahminlerini yukarı yönlü revize etti.

Çin’den gelen datalar en azından şu ana kadar varlık balonu ve yatırımların şişmesi kaynaklı korkulara su serpti. Ek olarak IMF de Çin ekonomisi ile ilgili son raporunda olumlu ifadeler kullanarak Çin’in planları dahilinde olan %7’lik büyümenin önümüzdeki yıl için yeterli olacağını belirtti. Bu gelişmeler ekonomistleri sert iniş tehlikesinin Çin için söz konusu olmadığını düşünmeye itiyor. Çin’de üretim ile ilgili olan veriler büyüme momentumunun güçlü olduğunu söylüyor. Ayrıca ham madde talebindeki gözle görülür gelişme de ayrıca Avustralya ekonomisi için pozitif olarak algılanıyor. Hindistan’da seçimlerin reformcu Narenda Modi tarafından kazanılması yeni bir hikaye yarattı. Ülkede büyümenin son kaydedilen rakam olan %4.7’nin çok üzerinde olması bekleniyor. Büyüme yanlısı, altyapı kalkınmasına önem veren ve yolsuzlukları azaltmaya yönelik politikların ülke ekonomisinde uzun vadeli bir iyileşme sağlaması bekleniyor. Mısır’da cumhurbaşkanlığı darbeci asker Sisi kazandı. Sisi’nin ekonomik ve sosyal reformları cumhurbaşkanı kimliğiyle başlatması bekleniyor. Ülkede son olarak Mayıs ayında hem gelir hem de kurumsal vergi ödemelerinde ciddi bir artış gözlemlendi ki bu çok olumlu bir sinyal olarak algılanıyor. Ayrıca ülkeye yönelik yabancı yatırımların ilgisi çok yükselmiş durumda ki bu rakamlara da yansımış durumda. Bir başka askeri darbe ise Tayland’ta gerçekleşti ki piyasalar buna da ilginç bir şekilde pozitif tepki verdi. Gerçi ülkede darbenin ülkedeki sokak olaylarının aniden bitirmesinin de bunda rolü var. Şimdi kurulacak yeni yönetimin büyük Asya krizinden beri en dip seviyeye ulaşan tüketici güvenini tekrar yükselterek ekonomiyi iyileştirmesi bekleniyor. Ukrayna’da ise yeni seçilen başkan Petro Pereshenko iş adamlığından gelme pragmatizm ile politik krizin sona ermesi için adımlar atıyor. Bürokratik yollarla krizin giderilmesi hususunda yeşeren umutlarla birlikte Ukrayna’da işler yavaş yavaş yoluna girebilir.

Küresel piyasalarda yatırımcıların daha seçici davranacağı ve iyi temellere sahip olan ülkelerin ya da şirketlerin yatırım çekebilme yeteneğinin daha fazla olacağı bir döneme giriyoruz. Bu döneme girmek üzereyken gezegenin hali özetle bu şekilde.

Şuna da Göz Atın

Türkiye’nin ve Japonya’nın Tüketim Alışkanlıklarının Karşılaştırılması ve Etkileri / Yazar: Öğr. Gör. Yusuf Bahadır KAVAS

Japon ekonomisi 2. Dünya savaşından çıkmış olmasında rağmen Dünya’nın önde gelen ekonomilerinden birisidir. Kişi başına …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.