Perşembe , 19 Eylül 2019

Küresel Kredi Balonu

Modern zamanların en büyük kredi büyümesi balonunun patlamasına az kaldığını söyleyerek sözlerime başlıyorum. Diğer bir ifadeyle, küresel piyasalarda otuz beş yıldır süregelen faizlerin düşük kalma eğilimi sona eriyor. Faizler ilk olarak 70’lerde Stagflasyon Dönemi‘nde ultra yüksek seviyelerden aşağılara doğru hareketine başladı, 80’lerin başında Reagonomics ile bu eğilim devam etti ve bugünün Sıfır Faiz Dönemi‘ne geldik. Son yaşanan küresel mali krizi takiben ABD’de hem mali hem de parasal desteğin ülkenin ekonomik büyüklüğüne oranı, Büyük Depresyon‘da sağlanan teşviklerin o zamanki ekonominin büyüklüğüne oranının tam 5 katı! Şunu da kabul etmek gerek ki bu kredi balonu küresel bir fenomen haline gelmiş durumda. ABD’de bahsettiğim gelişmelerin benzerlerini Euro Birliği ülkelerinde ya da Japonya’da gözlemlemek mümkün.

35 yıl sonra şurası artık daha kesin ki düşük faizler ile empoze edilen “borçlan ve harca” davranışının küresel reel ekonomiye pek bir faydası yok. Gayrimenkul, emtialar ya da hisse senetleri bu dönemden en çok faydalanan varlık grupları oldular fakat gelişmiş ülke ekonomilerinin önünde hala aşacak çok fazla engel var. Ek olarak, yine bu dönemde, gelir dağılımında adaletsizlik açısının bu kadar genişlediği, fakirin daha fakir, zenginin daha zengin olduğu bir dönem daha olmadı.

ABD’nin küresel ekonomide bayrağı taşımaya çalıştığı, Avrupa ve Japonya’nın resesyonda olduğu ve gelişmekte olan ülkelerin yavaşladığı bu dönem, Keynesyen kredi genişlemesi şematiğinin sonunu işaret ediyor. Mikroekonominin en temel kanunu Azalan Verimler Yasası da tam burada devreye giriyor. Yarın oluşacak talebi faizleri düşük tutup bugüne çekmeye çalışarak ekonomik ilerleme sağlama düşüncesinin bizi götürdüğü nokta Küresel Likidite Tuzağı.

Likidite Tuzağı‘nı tanımlayalım: Faiz oranlarının düşük ve tasarrufların yüksek kalarak para politikalarını etkisiz bırakma durumu.

90’ların sonunda teknoloji şirketlerinin hisse senetlerinin önderliğinde oluşan dot.com balonu, ekonominin kibirli değerlemeleri ne kadar sürdürebileceğini göstermişti. Bu yetmemiş olacak ki 2000’lerin ortasında gayrimenkul fiyatlarında bir balon oluştu ve tarihin en büyük krizlerinden biriyle sonuçlandı. Bugünün balonu da bence bono piyasalarında oluşmuş durumda. Küresel ekonomi farkedilir seviyede yavaşlarken Hükümetlerin borçlanması sürüyor. Gelişmiş ülkelerde kamu borçlarının toplam gelire oranı 2002’de %150 iken bugün %375’lere gelmiş durumda. Tabii ki bunun sürdürülemeyeceği açık.

Peki bu “kredi balonu” nasıl patlayacak?

Öncelikle kafamızda Keynesyen düşünceleri atmamız lazım. Hele  Piketty okuyorsanız vay halinize. Burada Avusturya İktisat Okulu’nun kurucusu Ludwig Von Mises‘a kulak vermekte fayda var: “Finansal krizler önce yavaşça ortaya çıkar, sonra her yerde birden patlak verir.” Açıkçası bugünkü ekonomik gelişmelerin Mises’ın öngörülerinde belirttiği direktifte ilerlediğini düşünüyorum. Küresel ekonomik gündemin tepesine tekrar yerleşen konu kur savaşları. Euro ve Japon Yeni, ABD Dolarına karşısı sırasıyla %10 ve %15 değer kaybetti ki bu politika yapıcıların ekonomilerinde çarkları tekrar hızlıca döndürebilmek için yaptığı hamleler ile gerçekleşti. Birkaç yıl önce Paul Krugman, NY Times’daki köşesinde bu konu ile ilgili hayatında yaptığı en iyi çıkarımları yapmıştı ve şuna benzer cümleler kurmuştu: Dünya tarihi kur savaşlarının ticaret savaşlarına, ticaret savaşlarının da gerçek savaşların öncülük ettiği örneklerle doludur. Bu bir yana, tarih aynı zamanda çöken kurların yükselen enflasyonu da beraberinde getirdiğini yazmıştır. Yükselen enflasyonla da faizler yükselecektir. Yüksek faizler de toplumlarda servet dağılımını yeniden dizayn edecektir.

Yatırımcıların çok ama çok uzun süren bir kredi balonunun sonuna gelindiğinin farkında olmasında fayda var. 1973’ten beri 6-7 yıllık çevrimler dahilinde varlık balonlarını ve finansal krizleri tecrübe etmekteyiz. İçerisinde bulunduğumuz zamanlarda da başka bir çevrimin sonuna gelmiş bulunuyoruz ve bu uyanmadan önce gördüğümüz son rüya.

Şuna da Göz Atın

Türkiye’nin ve Japonya’nın Tüketim Alışkanlıklarının Karşılaştırılması ve Etkileri / Yazar: Öğr. Gör. Yusuf Bahadır KAVAS

Japon ekonomisi 2. Dünya savaşından çıkmış olmasında rağmen Dünya’nın önde gelen ekonomilerinden birisidir. Kişi başına …

4 yorumlar

  1. Yazı için teşekkürler.
    Peki bu noktada bizler ne yapmalıyız?
    Nakit kral mı olacak?
    Milletin aldığı evler faizler yükseldiği için yeni kredileri insanlar almayacak, alamayacak ve bununla birlikte yapılan evlere talep gelmeyecek ve ev fiyatları düşecek sanırım.

    • Sondan başlayayım.

      Zaten bahsettiğim gibi düşük faizler menkul ve gayrimenkul için iyidir. Türkiye özelinde konuşacak olursam 1 yıllık enflasyon beklentilerinin 200-300 baz puan üstünün altındaki faiz oranları şu anda servetin yukarıda saydığım varlıklara sahip olanların lehine olacak şekilde dağılmasına neden oluyor ki bu sona erecek. Konut fiyatları da olumsuz etkilenecek.

      Nakit kral olacak, ABD Doları ise imparator. Gerçek anlamda “yatırımcı” olanların da kazanacağı bir dönem olacak bence. Esas kral Batılıların “smart money” diye tabir ettiği şey olacak. Türkiye’de buna uygun bir yatırım iklimi yok, daha doğrusu “smart money” için elverişli bir ekonomi yok.

  2. Teşekkürler Oğuz,
    Bugün Garanti Yatırım’dan “2015’e Girerken Global Ekonomi” başlıklı raporun son cümlesi “Dolar henüz değer kazancının başında olabilir. ” diye belirtilmiş. Senden de bunu duyunca şüphe kalmıyor.

Kadir için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.