Pazartesi , 10 Aralık 2018

Yunanistan Neden Önemli?

Yunanistan Satılık Degildir

Merkez bankacılarının en büyük kabusu Yunanistan’da gerçek oluyor. Öncelikle Yunan sorunsalını merkez bankacıları için ne ifade ettiğini tek kelimeyle açıklayalım ki bu modern finansal sistemin de önemli sorunlarından biri: “teminat“.

Öncelikle temel teorilerden bahsedelim. Finansal iktisat yazınına göre devletlerin ihraç ettiği borçlanma senetleri (tahvil, bono gibi) risksiz varlıklardır. Yani hisse senedi, özel sektör tahvil ve bonoları gibi varlık grupları risk profili açısından devlet tahvillerinin altındadır. Bunun temel sebebi devletlerin borç ödemeyecek duruma gelme ihtimallerinin şirketlerin aynı duruma düşmesine göre çok daha az olmasıdır. Bu yüzden küresel finans sisteminde yapılan işlemlerin çoğunda risk profili “parlak” olan devlet tahvilleri teminat olarak kabul edilmektedir. Bu sistemdeki toplam türev işlem hacminin 700 trilyon dolar olduğu düşünüldüğünde aralarında Yunanistan’ın da bulunduğu devletlerin ihraç ettiği tahvillerin teminat olarak kabul görmesinden ötürü ne kadar önemli olduğu anlaşılabilir.

Yunanistan’da empoze edilmeye çalışılan kemer sıkma politikalarına yönelik tartışmaların yarattığı gürültü içerisinde merkez bankaları ve diğer büyük finansal kuruluşların endişelenmek için bir önemli sebebi de Yunan tahvilleriyle teminatlandırılmış işlemlerin durumunun ne olacağı. Bu açıdan bakıldığında satır araları daha dikkatli okunursa Yunanistan’a yönelik bütün bu yardım sürecinde neler olduğu daha iyi anlaşılabilir. Dilerseniz ben buna yardımcı olayım:

Yunanistan’a yardımlar başlamadan önce Avrupa Merkez Bankası (ECB) bilançosundaki bütün Yunanistan tahvillerini traşlanması mümkün olmayan yeni tahviller ile takas etti. Hatırlanacağı üzere ikinci Yunan yardımının yaklaştığı günlede ECB, bankaların ellerindeki çöp tahvilleri nakit karşılığında kendi bilançosuna alıyordu. Aralık 2011 ve Şubat 2012’de yapılan LTRO 1 ve LTRO 2 operasyonlarının amacı buydu (bkz. 29 Şubat 2012’de bir blog yazısı: LTRO Kime Yaramadı?). Sonuç Avrupa bankaları ve uluslarının ECB bilançosuna 1 trilyon euro’luk tahvil pompalaması old. İkinci bir önemli konu ise yapılan finansal yardımların %80’inin esasında örtülü bir şekilde bilançosunda devlet tahvili (Yunan tahvilleri de dahil) bulunduran AB bankalarına gitmiş olmasıydı. Her şeyden önemlisi bütün bunlar olurken herkes Yunanistan’ın aslında iflas ettiğinin farkındaydı ve yapılan tahvil transferi işlemlerinin önemli bir kısmının konusu bu ülkenin varlıklarıydı. Avrupa bankaları ise swapla ECB bilançosuna aktarılan ve böylelikle dokunulmazlık zırhına kavuşan bu tahvilleri yüksek dereceli teminat olarak göstererek işlemlerini gerçekleştiriyorlardı. Böylelikle ECB, bankaların yaptıkların işlemler için yeni teminata gereksinim duymamalarına izin vermiş oluyordu. Bu Yunanistan yardımlarıyla ilgili bizi diğer soruna götürüyor: Bu da bahsettiğimiz gibi Yunan yardımlar için yapılan fonlamanın %80’inin bankalara gitmiş olması.

Fark edileceği üzere bu yazıda Yunanistan yardımları ifadesi pek çok kez kullanıldı ve yazının taşıdığı anlam esasında Yunanistan’ın herhangi bir yardım almadığı sonucunu çıkarıyor. Yunanistan’ın borcunu, sokak gösterilerini, seçim sonuçlarını vs. bir kenara koyalım. Esas hikaye Yunan tahvillerini teminat olarak kullanan AB bankalarının mümkün mertebe sağlam tutmaktı.

Gelinen noktada da bütün görüşmeler dönüp dolaşıp tek bir noktada kilitleniyor: Teminat kabul edilen tahvillerin değerlemesini etkileyebilecek bir Yunan borç yapılandırılmasının gerçekleşip gerçekleşmeyeceği. Yunanistan’ın istediği bunun gerçekleşmesi tabii ki. ECB ve AB bankaları ise malum sebeplerden ötürü buna karşılar. Çünkü ilk Yunan borç yapılandırması tahvillere dolayısıyla teminatlara ilk darbeyi vuracak ve teminatlardaki değer kaybı yüzünden bankalar ilgili türev işlemlerden dolayı zarar yazmak zorunda kalacak. Öte yandan böyle bir yapılandırma İtalya, İspanya ve belki Fransa gibi ülkelerin de benzer taleplere sahip olmasına neden olacak ki bu ülkelerinin tahvillerinin teminat olarak kabul edildiği türev işlemlerden doğabilecek zararı varın siz düşünün.

AB bankalarının konsolide bilançosunda kaldıraç oranı 1/26, yani toplam varlıklarının %4’ünden daha az bir kısmını özkaynakları ile finanse ediyorlar. Bu şu anlama da geliyor. Varlıklarındaki %4’lük bir erime bu özkaynakların tamamen erimesi anlamına geliyor ki yukarı bahsettiğimiz İtalya ve İspanya’lı senaryon Avrupa bankacılığının kıyameti olacaktır.

ECB Başkanı Mario Draghi yaptığı meşhur konuşmasında “whatever it takes” deyimiyle bir şekilde Euro’yu kurtarmak için sağlam bir yemin etmiş oldu ancak gelinen nokta bizi patlaması kaçınılmaz olan bir tahvil balonuyla karşı karşıya bırakmış durumda (bkz. yine 2012’den Yeni Kıyamet Senaryosu: Tahvil Balonu). Sözün özü özellikle Avrupa kaynaklı gelişmeler 2008’de yaşanan krize rahmet okutturacak bir takım olayları tetikleyebilir.

Şuna da Göz Atın

Yeni Nesil Ödeme Sistemleri

Dijitalleşen dünyada internet artık bütün şirketler için önemli bir satış ve pazarlama kanalı. Bugün özellikle …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.