Pazartesi , 10 Aralık 2018

Bankacılık: QE’den Önce, QE’den Sonra

Geçtiğimiz yazıda gelişmiş ülke merkez bankalarının küresel ekonomik krizle karşı karşıya kaldıktan sonra yürütülen para politikalarının ekonomilerde yol açtığı komplikasyonlardan bahsedip bunun yeni ekonomilere ve klasik portföy yöneticiliği anlamında varlık dağılımının sektöre bazda nasıl olması gerektiğine değinmiştir. Bugünde klasik anlamda bankacılık üzerine etkilerini irdeleyeceğiz.

2008’de yaşadığımız kriz esasında kökeni finans sektöründe olan bir krizde ve bankalarınızın krizle yüzleşmesi gerektiğinde onları kurtarmak için yapabileceğiniz en iyi şey bilançolarını likit tutmalarını sağlamaktır. Bu açıdan bakıldığında, iktisadi tarihin tuhaf bölümü diye tanımlayabileceğimiz parasal genişleme çağı başarılı oldu ve bankaların likit kalmasını sağladı. Tabi öte yandan bunun beklenildiğinin aksine ekonominin geneline etkisi sınırlı oldu. Temel amaç likidite sağlamak olunca bankalar ve diğer finansal kuruluşlar devlet tahvili almaya teşvik edildi, esas faaliyetleri olan kredi vermeye değil.

Bankalar likit varlıklarının bilançoları içindeki ağırlıklarını iyiden iyiye artırırken faizler düşmeye devam etti. Faizler düştükçe bankaların varlıklarının (kredi, tahvil) ortalama getirisi ile yükümlülüklerinin (mevduat, borçlanmalar) maliyetleri arasındaki makas daraldı ve bankalar çok düşük marjlarla çalışmak zorunda kaldılar. Aşağıdaki grafikte Amerikan bankalarının net faiz marjlarının nasıl gerilediği görülüyor.

ABD Bankaları - Net Faiz Marjları

Bu durumun bankacılık sektöründe ortaya çıkardığı bir diğer fenomen, faiz tarafında yaşanan kayıpların komisyon gelirleriyle telafi edilmesi oldu. Bu bir anlamda finansal işlem yapan hemen hemen herkesin vergilendirilmiş olması sonucunu doğurdu.

Bu arada birbiri ardına parasal genişleme paketleri açıklandı ki bunlar hem bireylerin hem de kurumların daha da karamsar olmasına yol açtı. Milyarlarca doları etrafa saçıp ekonomiyi yatırımları ve tüketimi artırarak kurtarmaya çalışan merkez bankası, hedeflerine ulaşamayınca yine milyarlarca doları saçmaya karar veriyor ve bu her iki senedir bir tekrarlıyor. Gerçekten de ekonomi ile ilgili nasıl iyimser olabilirsiniz ki?

Merkez bankalarının bankacılık sektörü için attığı bir diğer adım da sermaye yeterlilik oranlarının artırılması oldu. Bu bankalarının kullanabileceği sermayenin daha da azalmasına sebep oldu. Bununla birlikte bankalar risk ağırlıklandırması daha düşük olan işletmelere ve kişilere kredi verdi ki bu gruplar esasında krediye en az ihtiyacı olan ekonomik birimleri kapsıyor. Dolayısıyla finans sistemi üzerinden ekonomiyi kalkındırma hamlesi yine sekteye uğradı. Bunun üstüne bir de bankaların kredi vermeye yönelik karar süreçlerinde borçlu tarafın temelleri yerine sadece teminata odaklanmaya başladığını gördük. Normal şartlar altında, bir kredi analistinin yapması gereken kredi verilecek şirketin geri ödeme yeteneğini test etmektir fakat bunun yerine sadece teminat değerlemesi yapıldı. Söz konusu proje başarısız olması durumunda sizi o teminatın kurtarmasını bekleyemezsiniz ki siz zaten projenin kendisiyle ilgili bir değerleme süreci işletmediniz. Bugün ABD’de özellikle gerileyen enerji emtiası fiyatları nedeniyle sektöre kullandırılan krediler, bankacılık sisteminde majör boyutta olmasa da bir varlık kalitesi bozulması eğilimine yol açtığını söyleyebiliriz.

Bankaların risk iştahının bu kadar az olması finans sistemi açısından sorun mu? Esasında pek değil gibi. Zira yenilikçi pek çok fikrin ortaya çıktığını görüyoruz, peer-to-peer lending, crowdfunding gibi. Bugün ABD’de bir LendingClub örneği var, her ne kadar ciddi boyutlarda kurumsal problemlerle karşı karşıya olsa da. Yine Avrupa’da dijital bankacılık alanın pek çok girişimin ortaya çıktığını ve önemli büyüme ivmeleri yakaladığını görüyoruz. Bir önceki yazıda bahsettiğimiz ve ekonominin kurtuluşu olarak gördüğümüz “yaratıcı yıkım”ın burada da ortaya çıkıp bankacılıkta köklü değişime yol açıp açmayacağını ise zaman gösterecek.

Şuna da Göz Atın

EnerjiSA ile Elektrik Aboneliğini Taşımak Çok Kolay!

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından 2016 yılı son çeyreğinde belirlenen serbest tüketici limitindeki yeni …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.